11 Aralık 2013 Çarşamba

Shingeki no Kyojin (Attack on Titan) İnceleme



"Sie sind das Essen und wir sind die Jäger!"

17 Kasım'da bitirmeme rağmen şimdi yazıyorum, üşengeçlik işte.
Yıla damgasını vuran bir anime ile karşınızdayım. Muhteşem hikaye, sağolsun daha ilk bölümde gözümden yaş aktı, "İlk bölüm böyleyse, sonraki bölümler nasıldır acaba?" dedirtti. Hiç sıkıcı bölüm yoktu, az sıkan sadece sürekli lak lak etmeleri. Yav öbür tarafta millet ölüyor titanlar geliyor, bizimkiler lak lak, at üstünde lak lak, çatı üstünde lak lak, ne bitmez çeneleri varmış mübareklerin. 
Eren'in, hatta Mikasa'nın hayatı çok şaşırttı beni o_o  Eren'de harbi bir Türklük seziyorum ha, anında sinirleniyor. Armin de Sherlock Holmes. (zekasına hayranım)
Anime çok güzel bir başlangıç yaptı, mangası 2009'da başlamış ve hala devam ediyor. 
Ne desem bilemiyorum, kelimeler yetmiyor anlatamıyorum abi en iyisi özet geçeyim:
Yüzyıllar önce (pek emin değilim) yapılmış olan duvarları 845 yılında birden bire Devasa ve Zırhlı Titan ortaya çıkıp, "Dağılın uleeeyn!" diyerek boyları kadar duvarları yıkmışlardır. Duvarların yıkılmasıyla beraber titanlar içeriye akın etmiştir.

Ne yazsam diye düşündüğüm şeyler hep spoiler o yüzden susuyorum 'şimdilik' :>
Mangayı da okudum, 24 Kasım'da bitirdim, 2 günde okudum bir mangayı vay anasını.

Değerlendirecek olursam... 10/10 abartmayacağım bu sefer :D

30 Ekim 2013 Çarşamba

BEYOND: Two Souls İnceleme



Böyle bir muhteşem oyuna nasıl bir cümleye başlasam diye uzun süre düşündüm, ve hala bulamadım çünkü oyunu anlatmaya kelimeler yetmez gerçekten hayatımda gördüğüm en güzel oyun. Tam bir film tadında, yerinde dram, yerinde macera, yerinde gerilim.

Oyunun yapımcıları Quantic Dream, aynı zamanda Heavy Rain yapımcılarıdır. Karakterler Ellen Page (Jodie), Willem Defoe (Nathan), Kadeem Hardison (Cole) ve Eric Winter (Ryan) tarafından canlandırılmaktadır.

Oyunun konusuna giriş yapayım: Aiden adlı bir ruh ya da varlığa sahip olan Jodie'nin 8 ile 23 yaşları arasındaki hayatı geçmektedir. Bu süre boyunca anılarını hatırlar ve Aiden'ın neyin nesi olduğunu anlar. (Hatta elimde çok sağlam spoilerlar var ama neyse acıdım şimdi) Nathan Dawkins, Jodie'nin güçlerini analiz eden bir bilim adamı, Cole ise n'abıyo işte Nathan'ın yanında durup böylesine paranormal bir şeyi izliyor, mehehe paranormal aktiviteleri araştıran hükümet yetkilisi kendisi. Zaten oyunun yapımcısı oyunu oynadıktan sonra neler olduğu anlaşılacağını söylemişti, benden bu kadar.

Zaten Ellen Page'in koyu bir hayranıyım, bu oyunu uzun zamandır bekliyordum, oyun tam beklediğim gibiydi ve beklediğime de değdi. Oyunu nasıl yaptıkları ile ilgili videoları da var, o videolardan bayağı bir etkilenmiştim, abi, emeğe bakar mısın? Muhteşem emek sarf etmişler. Oyunu izlerken (maalesef ki PS3'üm olmadığı için izlemek zorunda kaldım) şu oyunları çağrıştırdı bana: Heavy Rain (tabii ki), Fahrenreit, Last of Us ve Tomb Raider  film olarak Carrie.

Valla ne desem bilemiyorum, gönül isterdi ki uzun bir yazı yazmayı, ama yazmayı düşündüğüm şeyler hep spoiler, o yüzden oynamanızı öneririm. Hep İngilizce gameplay videolarını izlemiştim, oyunun sonlarına doğru İngilizcem felç geçirdi, bakıyorum yazılara, çeviremiyorum yav. Türkçe gameplay'lere bakmaya üşenmesem iyi olacak.

Her neyse değerlendirecek olursam güzel oyundu, grafiklerde en ince detayına kadar yapmışlar helal olsun, hikaye olağanüstü güzel, müzikler harika. 9999999/10

27 Ekim 2013 Pazar

Outlast İnceleme



Selam gençler, bu sefer korku oyunu ile karşınızdayım. Biraz geç oldu hatta çok geç oldu çünkü üşendim yazmaya. :P

Oyundaki karakterimizin adı Miles, gazeteciyiz sanırım anladığım kadarıyla. Kimsenin gitmeye cesaret bile edemediği bir yere gidiyoruz. Neler olduğunu çözmeye çalışıyoruz falan ama çözmeyeydik eyiydi.
Oyunu oynamadım ama izledim. İzlememe rağmen oturduğum sandalyede gerilmekten başka bir şey yapmadım. E abi zamanında Amnesia'dan daha korkunç bir survival horror olamaz demiştim, şimdi sözümü geri alıyorum.
Hikaye, ses, grafik ve müzikler muhteşem. Oynanış harika. Ama kameranın pili bitmesi kadar gıcık bir şey görmedim oyunda.
Birden gelmeleri çok acayip zıplatıyor. Adamın nefes alıp vermesi zaten tehlikenin yakın olduğunu hissettiriyor.
Oyunun sonu acayipti la, gerçekten. Spoiler veresim var ama acıdım şimdi oynamayanlar vardır içimizde yazıktır günahtır.

Derecelendirmem: 10/10

29 Eylül 2013 Pazar

Twitter!



Selam gençler! Nasılsınız? İyisinizdir umarım. Yeni Twitter hesabı açmış bulunmaktayım bana buradan ulaşabilirsiniz ^^

https://twitter.com/LouisetheSlayer

20 Eylül 2013 Cuma

The Elder Scrolls V : Skyrim


6 ay sonra en sonunda bu yazıyı yayınlayabiliyorum, çünkü oyun bittikten sonra inceleme yapılır, halbuki bu bitmiyor! 6 aydır aydır bitirmeye çalışıyorum ama görev verdikçe veriyorlar nasıl bir iş bu?

Neyse inceleyecem olursam muhteşem gerçekten muhteşem. Adamlar bi oyun için dil üretiyorlar işe bakar mısın? Uzun ve güzel senaryolu olup tut grafiğine kadar harika zaten. Ta ki bir gay evliliği yapana kadar... Evet, yanlış anlamadınız herhangi bi sexchange yapmadan karakterimi bir erkekle evlendirdim. Ki bilmiyordum ki Skyrim'de evliliğin olduğunu, birde erkek ile erkek evlenince kafam karıştı tabi. Evlendirdiğim NPC Onmund. Onunla Winterhold'da tanışmıştım. Bakıyorum bunlar "I'm interesting with you." falan diyolar. Sanırım büyü dilencek dedim, meğersem evlenmek içinmiş. Yok artık dedim ve büyük şoku yaşadım yav benim Dragonborn yoksa?!.. Sonra gittim ev tuttum eşyaları yerleştirdim falan, gittim Onmund'a "Hadi taşınıyoz." dedim taşındık yeni evimize. İlk evimiz Honeyside, sonraları Breezehome, Proudspire Manor, Hjerim ve Vlindrel Hall. Görünüşe göre bütün evleri almışım hehe. Artık bu gay evliliği sürmez dedim, showracemenu'yü keşfettim, karakterimi kıza çevirdim. Fakat hala Onmund'dan ayrılsam mı ayrılmasam mı diye karar veremedim. Birde gittim evlendiğim yere, ayrılma diye bir şey yok, öldürmem lazım. Ama kıyamadım tabii, 3 aylık sevgilimi neden öldüreyim? Tabi sonra kodlarla boşanmayı keşfettim, çok da iyi oldu, Onmund'dan boşanıp Argis (Markarth'daki housecarl) ile evlendim. Ana hikayeyi bitirdikten sonra mod yüklemeye başladım hile yaptım o yüzden pek fazla level atlayamadım ama en çok Archery kastım ok ve yay ile aram çok iyidir çünkü. Lockpick'i ise Thieves Guild sayesinde yükselttim. Two-handed pek fazla kullanamam, çünkü basılı tuttuğunda çok yavaş öldürüyor fazla damage vermesine rağmen. One-handed tercih ediyorum. Bu arada ben oyuna başlarken hiçbir fikrim yoktu bu oyunun konusu ne falan diye. Şimdi söyleyeceklerim oynamayanlar için (belki) spoiler olabilir o yüzden şimdiden uyarayım. Ben oyuna başladığımda dediğim gibi hiç bilgim yoktu Stormcloack'lar isyan çıkarıyormuş ben de onlara yardım ediyormuşum bunu son zamanlara doğru anladım. Yeniden Imperial'e dönmek istedim ama dönüşü yok artık bunun çok geç. Ulfric High King'i öldürdükten sonra nasıl hala Jarl olarak kalıyor anlamıyorum, idam edilecekti, ejderhaya şükretsin o. Ejderha demişken en sevdiğim ejderha Odahviing. Onu çağırmayı çok seviyorum, ölmesi imkansız olsa da korkuyorum ölecek diye, o derece seviyorum. Paarthurnax'ı da severim. En sevdiğim shout... Ehem, neydi yav? Whirlwind Sprint sanırım, süper hızlı gidiyorsun falan. Sevdiğim karakter Brynjolf, sesi süper ama sorry lass demese daha iyi olacak. (Bugda kaldı sanırım) Modlarla tanışalı oyunu baya bi güzelleştirdim, ama bilgisayar donanımım çok kötü 5-10 fps ile anca oynuyorum. Daha yazacağım çok şey vardı, sonra eklerim diye düşünüyorum. Oyun bitince editlerim zaten. 

5 Temmuz 2013 Cuma

From Up on Poppy Hill (Kokuriko-Zaka Kara) İnceleme



Tek oyun incelemesi yapacak değilim ya? Pfft.

Bu anime filmi... Muhteşem... Studio Ghibli zaten hep ağlatmıştır beni. Film çok karmakarışık bir konu içeriyor, her şey birbirine karışıyor ama sonunda hepsi ortaya çıkıyor. Böyle filmlere bayılıyorum ben.

Konusu: 1963 yılında Yokohama'da limana hakim olan tepedeki evde konaklayan Umi adında bir kızı anlatıyor. Umi, her gün "İyi seferler dilerim." adlı bayrağı denize karşı dikiyordu. 17 yaşındaki bir çocuk, Shun, bir romorkörle okula giderken her zaman bu bayrağı görüyordu. Gelecek yıl yapılacak olan Tokyo Olimpiyatları için yapılan hazırlıklarda, insanlar eski olan her şeyi yok ediyor ve sadece yeni şeylerin görkemine inanıyorlardı. Bu sıralarda Yokohoma'da bir lisede küçük bir mücadele meydana geldi. Kültür kulubünün Quarter Latin lakaplı binası eskiydi ama aynı zamanda tarih ve hatıralarla doluydu. Yıkılmalı mıydı yoksa korunmalı mı? Bu olanların tam ortasında Umi ve Shun karşılaşırlar. Shun binanın korunmasını isteyen öğrencilere itiraz eder. Umi binanın güzel yanlarını ön plana çıkarmak için büyük çaplı bir temizlik yapılmasını önerir. Gitgide birbirlerine yakınlaşırlar ancak aniden bir durumla karşılaşırlar. Kardeş olabilme ihtimalleri vardır. Buna rağmen gerçeklerden kaçmadan hayatlarına devam ederler. Daha sonra savaşın ortasında ve sonrasında, ebeveynlerinin nasıl tanıştıklarını, aşık olduklarını ve yaşadıklarını öğrenirler.

İzleyecek olanlara tavsiyem; Türkçe dublaj izlemeyin. Altyazı iyidir.

Değerlendirecek olursam: Müzikler harika, hikaye desen ona laf yok. 10/10

The Scribblenauts Unlimited İnceleme


Scribblenauts! Son derece şirin bir oyun. Tek yapmanız gereken not defterinize gerçekleşmesini istediğiniz şeyi yazmak ve ta-daam! Ortaya geliyor, hatta kendiniz bile üretebiliyorsunuz. Hayal gücünüzü zorlayan bir oyun. Sadece mantık ve zeka istiyor, e İngilizce de tabii. Bu oyunu oynarken yanınızda ingilizce sözlük bulundurmanızı öneririm.
Oyunun özeti: Edgar ve Julie kaşif oldukları için 42 tane çocuklarına (Maxwell ve Lily dahil) tek tek özel ve sihirli bir hediye verir. Maxwell özel bir not defteri, Lily ise dünyanın her yerine götürebilecek bir büyülü küre alır. Max insanlara yardım edip yıldızlar toplar ve onun görevini biz üstleniyoruz. Çok bulmaca var, mantık da istiyor tabii. Oyunu bitirebilmek isterdim ama bilgisayara format atıldığı için bitiremedim. Değerlendirecek olursam 9/10 diyorum.