21 Ocak 2024 Pazar

Alan Wake 2 İnceleme



Selam ahali! Görüşmeyeli nasılsınız? (ki beni takip eden var mıydı bilmiyorum ühü) Bu bloğa post paylaşmayalı tam 7 yıl olmuş ve bana tekrar post atmamı sağlayan oyunu size takdim etmek istiyorum; Alan Wake 2...

13 yıl önce çıkan ilk oyunun devam oyunu olan Alan Wake 2 beni cidden aşırı şaşırttı, Remedy Entertainment arafından çıkarılan bu serinin keşke önceden fanatiği olsaydım ya da önceki oyunu tekrar oynasaydım diyorum (büyük ihtimalle de oynayacağım) çünkü Sam Lake'in hikaye anlatımı cidden mükemmel, eğer rock seviyorsanız, İskandinav Mitolojisine meraklıysanız, korku oyunu seviyorsanız ve polisiye manyağı olup bulmaca çözmeyi çok seviyorsanız bu oyun tam sizlik ama ilk oyunu oynamaya üşeniyorsanız YouTube'da oyunun özeti mevcut. 

Cidden nereden başlasam neyi anlatsam bilemiyorum ama size oyunu kısaca tanıtayım, The Dark Place'de tutsak olan Alan Wake'i bu hikayenin de parçası olan Saga Anderson ve Wake'in romanlarında ana karakter olarak kullanılan Alex Casey ile onu oradan kurtarmaya çalışıyoruz ama oyun ilerledikçe işler daha çok karmakarışık oluyor ve kendimizi sürükleyici bir film izlermiş gibi buluyoruz. Oyunda 3 tane mekan var ve arabayla seyahat mümkün. Oyunu iki karakter ile oynayabilirsiniz biri Saga Anderson diğeri ise Alan Wake. Ben ilk Saga Anderson ile başlayıp sonra Alan Wake ile oynama fırsatı bulunca bir süre onunla devam ettim. 

Buradan sonrasında spoiler mevcuttur!

Ehem, başlayalım şimdi, ben oyunun çabuk bitmemesi için elimden geldiğince günde 2-3 saat ayırdım hatta bazı günler oynamamak için kendimi zor tuttum çünkü oyun o kaddddar güzel ki sanki akan suyun üstünde yatık pozisyonda ilerlermiş gibi bir hissiyat veriyor, hele korku oyunu ve bulmaca manyağı olarak bu oyunu aldım top 3 listeme koydum bile, neyse konudan sapmayalım. Önceden de dediğim gibi hikaye anlatımı, zaman zaman verilen konserler (hele o müzikal!!!), NPC'lerin kendi aralarında yaptıkları diyaloglar ve (özellikle) televizyonda verilen reklamlar... müthiş... Ben normalde yazı falan okumam oyunlarda da genellikle konuşmaları skipleyen insanım ama bu oyunda oturdum manuscriptleri okudum, odalarda bırakılan notları okudum, konuşmaları tekrar tekrar dinledim hele oturup radyo dinledim ben, ben ya ben cidden inanılmaz. Fakat hala çözemediğim bir kısım var, Dark Presence kim ve Wake'den ne istiyor? Bize verilen bilgiye göre bu dark varlık sanatçı insanları çok seviyormuş, özellikle yazarlar, yönetmenler vs. mesela Thomas Zane de aynı şeyi yaşamış ve kendisi Dark Place'den de kurtulamadı. Ama niye özellikle Wake değil mi? Niye bu hikayenin içerisinde Casey uzun süre ızdırap çekti ve Saga kızını kaybetti? Evet kahramanların illa ki ödemesi gereken bir borcu var ama nasıl kadıncağızın kızı yaşarken birden ölüveriyor? Saga yerine başkası gitmiş olsaydı o da aynı şekilde etkilenir miydi? Oyun elinden geldiğince cevapsız bırakmamaya çalışmış o konuda alkışlıyorum ama loop değil de spiral olması nedir şimdi... Biraz beynim yandı ama normal henüz YouTube'daki açıklama videolarını izlemedim oyunu bitirdiğim gibi yazdığımdan. Jaakko'nun ölümü beni derinden üzdü, her Mind Place'de olduğumda reklamlarını izliyordum ve bira reklamı favorim, oyuncular cidden çok iyi ve oyunun aralara böyle komik şeyler de serpiştirmesi cidden dengeyi sağlıyor, çünkü yeterince psikolojik korku var ehehe. Ben oyuna başlamadan önce trailerını izlememiştim (başlayacağım şeyin trailerını izlemeyi sevmem zaten) müzikalin mevcut olacağını hiö bilmiyordum, birden kendimi o sahnede bulunca aşırı şaşırdım ve çok hoşuma gitti, ara sıra açar izlerim ya da yolda giderken dinlerim, bundan sonra parçalarını dinleyeceğim bir grup oldu Old Gods of the Asgard. The Game Awards'da gösterinin olmasını çok istiyordum ve oldu!! Çığlık ata ata izledim çok keyif aldım, açıkçası yılın oyunu ödülünü de hak ettiğini düşünüyorum, ama tam kategorisinde ödül aldı o yüzden o konuda içim rahat. 

(Bitti)

Son olarak grafiklerden de bahsedeyim; eski bilgisayarı olanlar 15 fps ile oynayabilir şahsen buna çok alışığım ama uzun zaman sonra yeni çıkan bir oyunu smooth bir şekilde oynatabilmek beni açıkçası tatmin etti :') Keşke Skyrim'e de tekrar başlayabilsem fakat eskisi kadar saracağını pek düşünmüyorum, daha Witcher 3 bitiremiyorum yıllardır düşünün... Oyun mekaniği ise fena değil ama karakter aşşşırı yavaş yeminle onun gibi yürüyüp koşsanız ondan daha hızlı olursunuz, sırf bunun için trainer kullandığımı da itiraf ediyorum... (pü)  

Kesin bu oyunu yıllar geçse de unutamam, keşke dizi ya da filmi çıksa ama karakterleri canlandıranlar oynasa çok fena sarar kesinlikle 2-3 kez izlerim diye düşünüyorum. Okuduğunuz için teşekkürler, oyunu almayı unutmayın efenim.


17 Aralık 2017 Pazar

The Evil Within 2 İnceleme



"But I won't cry for yesterday, there's an ordinary world, somehow I have to find. And as I try to make my way, to the ordinary world, I will learn to survive."

İlk oyununun da hayranı olarak ikinci oyunu ilk açıklandığından beri takip ettim sürekli her yerde gelişmeleri paylaştım. İlk oynanışını izlediğimde baya gerilmiştim, full oyun nasıldır acep diye düşündürtüyordu insanı. Fragmanı çıktığında ise çalan şarkı baya tanıdık geliyordu şarkının sözlerini mırıldanmaya başladığımda şok olmuştum çünkü 100 kere dinlesem asla bıkmayacağım en sevdiğim şarkıyı coverlayıp koymuşlar, o zaman anladım muhteşem bir oyun olacağını ve beklediğimden daha fazlasını verdi, bu yüzden acayip derecede mutluyum diyebilirim.

Oyunun başlangıcında Sebastian kızını kaybetmiş ve kendisini içkiye vermiş bir şekilde barda otururken Kidman gelip ona kızının aslında ölmediğini ve STEM adlı bilgisayar programının içinde olduğunu söyler, Sebastian da teklifini kabul edip yeni bir maceraya atılır. Bu macera öyle bir maceradır ki, önceki oyununu aratmayacağının sözünü verebilirim. Oyun başlı başına bir sanat eseri, öncelikle grafikler, hikaye, müzikler, verilmek istenen mesaj, bosslar ve daha niceleri. Oyunu biraz kötü yapan bug'ları ve karakterin yavaşlığı. Hele sneak olarak ilerliyorsanız fazla green jel edinemeyip kasamıyorsunuz.
Oyunda karşılaştığınız bosslar mapte sonradan regular enemy olmaları çok acayip fakat iyi green jel veriyor. Ben şahsen oynamadım, çünkü ne onu kaldıracak bilgisayarım ne de oynamaya yüreğim var, cidden bazı yerlerde insan izlerken bile geriliyor. İlk oyununu Pewdiepie'dan izlemiştim ama o bitirmemişti diye hatırlıyorum o yüzden theRadBrad'den devam etmiştim, bu ikinci oyunununda da gene aynısını yaptı gene theRadBrad'den izledim ama kanser olmak istiyorsanız ondan izleyebilirsiniz çünkü adamın gözünden kaçan çok şey olabiliyor (biraz da kötü oynayıp ammo fazla harcıyor ama yine de şansa bala bitirebildi)
Bana en iyi boss hangisiydi diye sorarsanız bence Stephano idi hatta sevdiğim karakter o oldu bile diyebilirim.
Bu oyuna kötü diyen insanlara gönül rahatlığıyla 'vizyonsuz' diyebilirim, tamam zevkler ve renkler farklıdır ama bu oyunda olamaz. Geçen aylarda galiba LEVEL dergisi kocaman The Evil Within 2 posteri vermişti, şu an onu kaçırdığım için o kadar pişmanım ki anlatamam...

3. oyunun gelmesini umuyorum, böyle efsane bir seri bu kadar çabuk bitemez, izlerken bile insanı sürükleyen bir oyun, her gece "hadi bunu da izliyim" diye diye beni uykusuz bırakan nadir oyunlardan biri oldu, bunun için bissürü dizi ve filmlerden fedakarlık ettim pişman da değilim.

Uzun lafın kısası oynayın, oynamıyorsanız izleyin FAKAT 1. oyunu bilmeden buna başlamayın, onun üzerinden çoook vakit geçtiği için şahsen çoğu şeyi unutmuşum, keşke onu tekrar bitirip de başlasaymışım dedirtti.
Daha çok bahsetmek isterdim ama hepsi spoiler bölümüne girip baya uzun bir yazı olacaktı o yüzden nadir okuyucularımı sıkmak istemem :')

Bu arada Ordinary World şarkısını bence Red'den dinleyin, orijinali de güzel ama onlarınki kat kat daha güzel, keşke fragmanına onu koysalardı ama bu da iyi. Geçen sene şarkıyı tekrar tekrar dinlerken kimseyle bağdaştıramamıştım, bende bir alışkanlık vardır bir şarkıyı dinliyorsam aklıma illaki biri ya da bir şey gelir, sonunda buna da bulmuş oldum. Oyunla şarkının uyumluluğu cidden harika, seni seviyorum Bethesda bey.

4 Temmuz 2017 Salı

Geri döndüm!



ÇOK ÖZLEMİŞİM ;W;

Yazı yazmayalı uzun zaman oldu... Neden çünkü lisedeyken üniversiteye hazırlandım sonra üniversite yordu internetim yoktu vs. vs.
Hazır eve gelip bissürü boş vaktim varken az buçuk bişeyler yazayım diye düşünüyorum :3 İncelemesini yapmayı düşündüğüm Portal serisi, Life is Strange, A Story About My Uncle, Starbound, Rise of the Tomb Raider, Mass Effect (daha bitirmedim), Overwatch, Hearthstone, Bordelands 2 ve RWBY Grimm Eclipse var.
Bu arada yazılarımı ciddi ciddi okuyanlar varmış o kadar mutlu oldum ki anlatamam, inceleme yapan zaten yüzbin tane insan var benimki okunmaz diye düşünmüştüm ama tersiymiş iyi ki varsınız ;w;

24 Mart 2014 Pazartesi

Noragami İnceleme


İzlediğim en güzel animelerden biri. Hikayesi muhteşem, gayet de sürükleyici. Yato ve Yukine'nin  seiyuuları (seslendirmenleri) Shingeki no Kyojin'deki Levi ve Eren olması şahsen beni çok mutlu etti, o ikiliye bayılıyordum zaten :D Animenin kısa sürmesi kötü oldu, ama kısa ve öz olup da sıkıcı olmamasından iyidir. Bir yandan kahkahaya boğan, bir yandan göz yaşartan, bir yandan da gerilten bir anime, müthiş diyorum başka bir şey demiyorum. Mangası hala devam ediyormuş sanırım, iyi bari sezonun devam etme garantisi var ^^ en geç 2015 sonlarına doğru çıkar, ama ben bekleyemem diyorsanız mangayı okuyun derim. OP ve ED'ini hiç geçmediğim tek animedir bu arada. Yato'ya bayıldım, hele o yaptığı yüz ifadeleri muhteşem :D Nora acayip derecede sinir bozucu, fakat Kill la Kill'deki Harime Nui'den daha sinir bozucu olamaz (Nui'nin OST'si güzel ama (Kill la Kill incelemesi de yapmış oluyorum bu arada heuhehue (o yakında))) finali çok güzeldi, insanı merakta bırakacak bir final değildi en azından, Shingeki no Kyojin gibi. (of ne biçim finaldi o ama) eğer kısa ve sürükleyici bir anime izlemek istiyorsanız, Noragami izleyin derim, 3. bölümünden beri takip ettim ve değdi de.

28 Ocak 2014 Salı

Bir Oyun-sever'in Günlüğü 1 Yaşında!

Valla ne desem bilemiyorum... Blogum en sonunda 1 seneye atlattı, pek bir şey yazamadım ama :P Madem yaştan bahsediyoruz, nostalji yapalım biraz, ne dersiniz?

Age of Empires II


Hayatımın oyunu. Köylü yetiştir, ağaç kes, maden topla, ticaret yap, asker çıkar onları savaştır, geçimi sağla, denizlere açıl, çağ atlat. Pek güzel köy yapamazdım ama hep yenme hırsım olurdu, yenilince tekrar başlardım yine de yenerdim. Savaşma anına girince geriliyor insan, her bir yerde çatışma çıkıyor nereye asker göndereceğini anlamıyorsun ama yine de eğlenceli. Bu aralar nisan ayında çıkan HD versiyonunu oynuyorum, hatta oynuyoruz babamla, müthiş bir nostalji. O değil de bir hile keşfettim, 'how do you turn this on' , sıkıldığında ona bir köyü yağmalatabiliyorsun ve bir araba yapıyor bunu, ilk gördüğümde kahkahalara boğulmuştum, niye önceden keşfetmedim ki? 'i love the monkey head' ise kolay keşfetmeye yarıyor, sanırım. Pek anlamadım ama ölmesi de bi garip, bom diye patlıyor.

Tomb Raider 4: The Last Revelations


Bayılırdım bu oyuna. İlk Tomb Raider oyunumdu, ya da Chronicles'dı pek hatırlamıyorum. Van Croy (kısacası hain derim ben ona) onun konuşmalarını takmayıp hep oradan oraya zıplayıp dururdum. Geberip dururdum, ama yine de severdim. En son 2007'de oynamıştım, yeniden yüklemeyi düşünüyorum. Oyun hakkında bilgilerim pek aklıma gelmiyor hatırladıkça yazarım artık :D









GTA: Vice City


Efsane oyunumdu, bayılırdım buna. Fakat oyunun sonuna bir türlü gelemedim, bi tane mafyalı görev vardı hep orada takılıyordu sinir oluyordum, belki başınıza gelmiştir. En sevdiğim görevi Albay'ın kızı Mercedes'i bir yere bırakmaktı, fakat o kızda bir şey vardı harbi, neyse. Alışveriş merkezlerine girip 'fannymagnet' yazmak benim için eğlenceydi. Hatta mavili kızı zar zor peşime takıyordum, onu takmaya çalıştığım kadar erkekler peşime düşüyordu 'nedense'. Sahile gidip deniz fenerine çıkıp oradan atlamaya çalışıyordum, hatta denizin kıyısında az bi yamaç var, kızlar peşimdeyken atlıyordum onlar da salak gibi bana eşlik ediyorlardı. Öldürmeyi severdim, Malibu Club'a girip milleti firethrower ile yakıyordum, sahnede dans eden polisleri de. Şu alışveriş merkezinin terasında uçak yarışı mı ne vardı, hayatta beceremezdim onu. Sahilde de vardı araba yarışı, ne sinir olurdum. 'seaways' yazıp arabamla başka şehirlere giderdim, bi ara havaalanı gibi bi yer vardı, hep uçaklara binmeyi denemişimdir. Oyunda en sevmediğim şey denizde yüzememekti. E kardeşim o kadar yakıp yıkıyorsun, polisleri gebertiyorsun, tekne sürüyorsun bi yüzmeyi bilmiyorsun kardeşim? Kurtlar Vadisi yaması muhteşemdi, pek zevk alamıyorsun ama severdim yine de.

The Mummy

Pek beceremezdim ama emulatörümde oynamayı en sevdiğim oyunlarımdan biriydi. Hepsinin ayrı güçleri vardı yanlış hatırlamıyorsam, çünkü baya oldu oynamayalı. Bir bölüm vardı ki, hiç geçemezdim orayı. Sadece hazinelerden topla paraları ve eşyaları o kadar :D ama bayılırdım oynamaya. Akrepleri hiç sevmezdim, birden çıkıyorlar karşına, ellerim titrerdi gördüğümde. Karakteri istediğin zaman değiştirebiliyordun, çağırma olayı yok, bi tuşa basıp hemen hop değişiyorlardı (kadını sevdiğim için hep onu oynardım hehe)









Superman: Countdown to Apokolips

Muhteşem oyun ya, istersen yürü, istersen uç, gözlerinden lazerle milleti öldür (tabi tutturabilirsen), araba fırlat, millete yardım et falan bayılırdım ya. İlk boss'u hiç sevmezdim, cidden. Müzikler bazen çok acayip kulağını tırmalıyor, çoğunlukla sesi kısıp oynuyordum. Fakat iyiydi ya, harbi. Trenin üstündeki insanları öldürmek çok çok kolay oluyordu en sevdiğim bölüm orasıydı.












Incredible Hulk

En sevdiğim GBA oyunu desem yeridir. Oyunda yıkıp dökmek ön planda, hatta askerlere varilleri atıp duruyordum. Millet ara sıra vurduğunda uçuyordu, ahah bir vuruşla ölüyorlardı hemen. Sıkıldığımda yıkmadığım bir yer kalmazdı, ister yatak, masa, duvar, cam vb. hatta 2 kişi veya daha fazla öldürünce SUPER SMASH! oluyordu hatırladığım kadarıyla. Müziği hala aklımda. Bi ara askerlerin üstüne doğru koşuşu Left 4 Dead 2'deki Charger'ı hatırlatmıyor değil, önüne geleni süpürüyor tabi duvara da çarpıyor :D Ama bir profesör dövemedim hala.








Hatırlayabildiğim bu kadar, Sonic ve Warblade'i de eklemeyi düşünüyorum yakın zamanda. Tabi tek bunlarla kısıtlı değil diğer oyunları da eklerim, yardımınız beni mutlu eder.

11 Aralık 2013 Çarşamba

Shingeki no Kyojin (Attack on Titan) İnceleme



"Sie sind das Essen und wir sind die Jäger!"

17 Kasım'da bitirmeme rağmen şimdi yazıyorum, üşengeçlik işte.
Yıla damgasını vuran bir anime ile karşınızdayım. Muhteşem hikaye, sağolsun daha ilk bölümde gözümden yaş aktı, "İlk bölüm böyleyse, sonraki bölümler nasıldır acaba?" dedirtti. Hiç sıkıcı bölüm yoktu, az sıkan sadece sürekli lak lak etmeleri. Yav öbür tarafta millet ölüyor titanlar geliyor, bizimkiler lak lak, at üstünde lak lak, çatı üstünde lak lak, ne bitmez çeneleri varmış mübareklerin. 
Eren'in, hatta Mikasa'nın hayatı çok şaşırttı beni o_o  Eren'de harbi bir Türklük seziyorum ha, anında sinirleniyor. Armin de Sherlock Holmes. (zekasına hayranım)
Anime çok güzel bir başlangıç yaptı, mangası 2009'da başlamış ve hala devam ediyor. 
Ne desem bilemiyorum, kelimeler yetmiyor anlatamıyorum abi en iyisi özet geçeyim:
Yüzyıllar önce (pek emin değilim) yapılmış olan duvarları 845 yılında birden bire Devasa ve Zırhlı Titan ortaya çıkıp, "Dağılın uleeeyn!" diyerek boyları kadar duvarları yıkmışlardır. Duvarların yıkılmasıyla beraber titanlar içeriye akın etmiştir.

Ne yazsam diye düşündüğüm şeyler hep spoiler o yüzden susuyorum 'şimdilik' :>
Mangayı da okudum, 24 Kasım'da bitirdim, 2 günde okudum bir mangayı vay anasını.

Değerlendirecek olursam... 10/10 abartmayacağım bu sefer :D

30 Ekim 2013 Çarşamba

BEYOND: Two Souls İnceleme



Böyle bir muhteşem oyuna nasıl bir cümleye başlasam diye uzun süre düşündüm, ve hala bulamadım çünkü oyunu anlatmaya kelimeler yetmez gerçekten hayatımda gördüğüm en güzel oyun. Tam bir film tadında, yerinde dram, yerinde macera, yerinde gerilim.

Oyunun yapımcıları Quantic Dream, aynı zamanda Heavy Rain yapımcılarıdır. Karakterler Ellen Page (Jodie), Willem Defoe (Nathan), Kadeem Hardison (Cole) ve Eric Winter (Ryan) tarafından canlandırılmaktadır.

Oyunun konusuna giriş yapayım: Aiden adlı bir ruh ya da varlığa sahip olan Jodie'nin 8 ile 23 yaşları arasındaki hayatı geçmektedir. Bu süre boyunca anılarını hatırlar ve Aiden'ın neyin nesi olduğunu anlar. (Hatta elimde çok sağlam spoilerlar var ama neyse acıdım şimdi) Nathan Dawkins, Jodie'nin güçlerini analiz eden bir bilim adamı, Cole ise n'abıyo işte Nathan'ın yanında durup böylesine paranormal bir şeyi izliyor, mehehe paranormal aktiviteleri araştıran hükümet yetkilisi kendisi. Zaten oyunun yapımcısı oyunu oynadıktan sonra neler olduğu anlaşılacağını söylemişti, benden bu kadar.

Zaten Ellen Page'in koyu bir hayranıyım, bu oyunu uzun zamandır bekliyordum, oyun tam beklediğim gibiydi ve beklediğime de değdi. Oyunu nasıl yaptıkları ile ilgili videoları da var, o videolardan bayağı bir etkilenmiştim, abi, emeğe bakar mısın? Muhteşem emek sarf etmişler. Oyunu izlerken (maalesef ki PS3'üm olmadığı için izlemek zorunda kaldım) şu oyunları çağrıştırdı bana: Heavy Rain (tabii ki), Fahrenreit, Last of Us ve Tomb Raider  film olarak Carrie.

Valla ne desem bilemiyorum, gönül isterdi ki uzun bir yazı yazmayı, ama yazmayı düşündüğüm şeyler hep spoiler, o yüzden oynamanızı öneririm. Hep İngilizce gameplay videolarını izlemiştim, oyunun sonlarına doğru İngilizcem felç geçirdi, bakıyorum yazılara, çeviremiyorum yav. Türkçe gameplay'lere bakmaya üşenmesem iyi olacak.

Her neyse değerlendirecek olursam güzel oyundu, grafiklerde en ince detayına kadar yapmışlar helal olsun, hikaye olağanüstü güzel, müzikler harika. 9999999/10