11 Aralık 2013 Çarşamba

Shingeki no Kyojin (Attack on Titan) İnceleme



"Sie sind das Essen und wir sind die Jäger!"

17 Kasım'da bitirmeme rağmen şimdi yazıyorum, üşengeçlik işte.
Yıla damgasını vuran bir anime ile karşınızdayım. Muhteşem hikaye, sağolsun daha ilk bölümde gözümden yaş aktı, "İlk bölüm böyleyse, sonraki bölümler nasıldır acaba?" dedirtti. Hiç sıkıcı bölüm yoktu, az sıkan sadece sürekli lak lak etmeleri. Yav öbür tarafta millet ölüyor titanlar geliyor, bizimkiler lak lak, at üstünde lak lak, çatı üstünde lak lak, ne bitmez çeneleri varmış mübareklerin. 
Eren'in, hatta Mikasa'nın hayatı çok şaşırttı beni o_o  Eren'de harbi bir Türklük seziyorum ha, anında sinirleniyor. Armin de Sherlock Holmes. (zekasına hayranım)
Anime çok güzel bir başlangıç yaptı, mangası 2009'da başlamış ve hala devam ediyor. 
Ne desem bilemiyorum, kelimeler yetmiyor anlatamıyorum abi en iyisi özet geçeyim:
Yüzyıllar önce (pek emin değilim) yapılmış olan duvarları 845 yılında birden bire Devasa ve Zırhlı Titan ortaya çıkıp, "Dağılın uleeeyn!" diyerek boyları kadar duvarları yıkmışlardır. Duvarların yıkılmasıyla beraber titanlar içeriye akın etmiştir.

Ne yazsam diye düşündüğüm şeyler hep spoiler o yüzden susuyorum 'şimdilik' :>
Mangayı da okudum, 24 Kasım'da bitirdim, 2 günde okudum bir mangayı vay anasını.

Değerlendirecek olursam... 10/10 abartmayacağım bu sefer :D

30 Ekim 2013 Çarşamba

BEYOND: Two Souls İnceleme



Böyle bir muhteşem oyuna nasıl bir cümleye başlasam diye uzun süre düşündüm, ve hala bulamadım çünkü oyunu anlatmaya kelimeler yetmez gerçekten hayatımda gördüğüm en güzel oyun. Tam bir film tadında, yerinde dram, yerinde macera, yerinde gerilim.

Oyunun yapımcıları Quantic Dream, aynı zamanda Heavy Rain yapımcılarıdır. Karakterler Ellen Page (Jodie), Willem Defoe (Nathan), Kadeem Hardison (Cole) ve Eric Winter (Ryan) tarafından canlandırılmaktadır.

Oyunun konusuna giriş yapayım: Aiden adlı bir ruh ya da varlığa sahip olan Jodie'nin 8 ile 23 yaşları arasındaki hayatı geçmektedir. Bu süre boyunca anılarını hatırlar ve Aiden'ın neyin nesi olduğunu anlar. (Hatta elimde çok sağlam spoilerlar var ama neyse acıdım şimdi) Nathan Dawkins, Jodie'nin güçlerini analiz eden bir bilim adamı, Cole ise n'abıyo işte Nathan'ın yanında durup böylesine paranormal bir şeyi izliyor, mehehe paranormal aktiviteleri araştıran hükümet yetkilisi kendisi. Zaten oyunun yapımcısı oyunu oynadıktan sonra neler olduğu anlaşılacağını söylemişti, benden bu kadar.

Zaten Ellen Page'in koyu bir hayranıyım, bu oyunu uzun zamandır bekliyordum, oyun tam beklediğim gibiydi ve beklediğime de değdi. Oyunu nasıl yaptıkları ile ilgili videoları da var, o videolardan bayağı bir etkilenmiştim, abi, emeğe bakar mısın? Muhteşem emek sarf etmişler. Oyunu izlerken (maalesef ki PS3'üm olmadığı için izlemek zorunda kaldım) şu oyunları çağrıştırdı bana: Heavy Rain (tabii ki), Fahrenreit, Last of Us ve Tomb Raider  film olarak Carrie.

Valla ne desem bilemiyorum, gönül isterdi ki uzun bir yazı yazmayı, ama yazmayı düşündüğüm şeyler hep spoiler, o yüzden oynamanızı öneririm. Hep İngilizce gameplay videolarını izlemiştim, oyunun sonlarına doğru İngilizcem felç geçirdi, bakıyorum yazılara, çeviremiyorum yav. Türkçe gameplay'lere bakmaya üşenmesem iyi olacak.

Her neyse değerlendirecek olursam güzel oyundu, grafiklerde en ince detayına kadar yapmışlar helal olsun, hikaye olağanüstü güzel, müzikler harika. 9999999/10

27 Ekim 2013 Pazar

Outlast İnceleme



Selam gençler, bu sefer korku oyunu ile karşınızdayım. Biraz geç oldu hatta çok geç oldu çünkü üşendim yazmaya. :P

Oyundaki karakterimizin adı Miles, gazeteciyiz sanırım anladığım kadarıyla. Kimsenin gitmeye cesaret bile edemediği bir yere gidiyoruz. Neler olduğunu çözmeye çalışıyoruz falan ama çözmeyeydik eyiydi.
Oyunu oynamadım ama izledim. İzlememe rağmen oturduğum sandalyede gerilmekten başka bir şey yapmadım. E abi zamanında Amnesia'dan daha korkunç bir survival horror olamaz demiştim, şimdi sözümü geri alıyorum.
Hikaye, ses, grafik ve müzikler muhteşem. Oynanış harika. Ama kameranın pili bitmesi kadar gıcık bir şey görmedim oyunda.
Birden gelmeleri çok acayip zıplatıyor. Adamın nefes alıp vermesi zaten tehlikenin yakın olduğunu hissettiriyor.
Oyunun sonu acayipti la, gerçekten. Spoiler veresim var ama acıdım şimdi oynamayanlar vardır içimizde yazıktır günahtır.

Derecelendirmem: 10/10

29 Eylül 2013 Pazar

Twitter!



Selam gençler! Nasılsınız? İyisinizdir umarım. Yeni Twitter hesabı açmış bulunmaktayım bana buradan ulaşabilirsiniz ^^

https://twitter.com/LouisetheSlayer

20 Eylül 2013 Cuma

The Elder Scrolls V : Skyrim


6 ay sonra en sonunda bu yazıyı yayınlayabiliyorum, çünkü oyun bittikten sonra inceleme yapılır, halbuki bu bitmiyor! 6 aydır aydır bitirmeye çalışıyorum ama görev verdikçe veriyorlar nasıl bir iş bu?

Neyse inceleyecem olursam muhteşem gerçekten muhteşem. Adamlar bi oyun için dil üretiyorlar işe bakar mısın? Uzun ve güzel senaryolu olup tut grafiğine kadar harika zaten. Ta ki bir gay evliliği yapana kadar... Evet, yanlış anlamadınız herhangi bi sexchange yapmadan karakterimi bir erkekle evlendirdim. Ki bilmiyordum ki Skyrim'de evliliğin olduğunu, birde erkek ile erkek evlenince kafam karıştı tabi. Evlendirdiğim NPC Onmund. Onunla Winterhold'da tanışmıştım. Bakıyorum bunlar "I'm interesting with you." falan diyolar. Sanırım büyü dilencek dedim, meğersem evlenmek içinmiş. Yok artık dedim ve büyük şoku yaşadım yav benim Dragonborn yoksa?!.. Sonra gittim ev tuttum eşyaları yerleştirdim falan, gittim Onmund'a "Hadi taşınıyoz." dedim taşındık yeni evimize. İlk evimiz Honeyside, sonraları Breezehome, Proudspire Manor, Hjerim ve Vlindrel Hall. Görünüşe göre bütün evleri almışım hehe. Artık bu gay evliliği sürmez dedim, showracemenu'yü keşfettim, karakterimi kıza çevirdim. Fakat hala Onmund'dan ayrılsam mı ayrılmasam mı diye karar veremedim. Birde gittim evlendiğim yere, ayrılma diye bir şey yok, öldürmem lazım. Ama kıyamadım tabii, 3 aylık sevgilimi neden öldüreyim? Tabi sonra kodlarla boşanmayı keşfettim, çok da iyi oldu, Onmund'dan boşanıp Argis (Markarth'daki housecarl) ile evlendim. Ana hikayeyi bitirdikten sonra mod yüklemeye başladım hile yaptım o yüzden pek fazla level atlayamadım ama en çok Archery kastım ok ve yay ile aram çok iyidir çünkü. Lockpick'i ise Thieves Guild sayesinde yükselttim. Two-handed pek fazla kullanamam, çünkü basılı tuttuğunda çok yavaş öldürüyor fazla damage vermesine rağmen. One-handed tercih ediyorum. Bu arada ben oyuna başlarken hiçbir fikrim yoktu bu oyunun konusu ne falan diye. Şimdi söyleyeceklerim oynamayanlar için (belki) spoiler olabilir o yüzden şimdiden uyarayım. Ben oyuna başladığımda dediğim gibi hiç bilgim yoktu Stormcloack'lar isyan çıkarıyormuş ben de onlara yardım ediyormuşum bunu son zamanlara doğru anladım. Yeniden Imperial'e dönmek istedim ama dönüşü yok artık bunun çok geç. Ulfric High King'i öldürdükten sonra nasıl hala Jarl olarak kalıyor anlamıyorum, idam edilecekti, ejderhaya şükretsin o. Ejderha demişken en sevdiğim ejderha Odahviing. Onu çağırmayı çok seviyorum, ölmesi imkansız olsa da korkuyorum ölecek diye, o derece seviyorum. Paarthurnax'ı da severim. En sevdiğim shout... Ehem, neydi yav? Whirlwind Sprint sanırım, süper hızlı gidiyorsun falan. Sevdiğim karakter Brynjolf, sesi süper ama sorry lass demese daha iyi olacak. (Bugda kaldı sanırım) Modlarla tanışalı oyunu baya bi güzelleştirdim, ama bilgisayar donanımım çok kötü 5-10 fps ile anca oynuyorum. Daha yazacağım çok şey vardı, sonra eklerim diye düşünüyorum. Oyun bitince editlerim zaten. 

5 Temmuz 2013 Cuma

From Up on Poppy Hill (Kokuriko-Zaka Kara) İnceleme



Tek oyun incelemesi yapacak değilim ya? Pfft.

Bu anime filmi... Muhteşem... Studio Ghibli zaten hep ağlatmıştır beni. Film çok karmakarışık bir konu içeriyor, her şey birbirine karışıyor ama sonunda hepsi ortaya çıkıyor. Böyle filmlere bayılıyorum ben.

Konusu: 1963 yılında Yokohama'da limana hakim olan tepedeki evde konaklayan Umi adında bir kızı anlatıyor. Umi, her gün "İyi seferler dilerim." adlı bayrağı denize karşı dikiyordu. 17 yaşındaki bir çocuk, Shun, bir romorkörle okula giderken her zaman bu bayrağı görüyordu. Gelecek yıl yapılacak olan Tokyo Olimpiyatları için yapılan hazırlıklarda, insanlar eski olan her şeyi yok ediyor ve sadece yeni şeylerin görkemine inanıyorlardı. Bu sıralarda Yokohoma'da bir lisede küçük bir mücadele meydana geldi. Kültür kulubünün Quarter Latin lakaplı binası eskiydi ama aynı zamanda tarih ve hatıralarla doluydu. Yıkılmalı mıydı yoksa korunmalı mı? Bu olanların tam ortasında Umi ve Shun karşılaşırlar. Shun binanın korunmasını isteyen öğrencilere itiraz eder. Umi binanın güzel yanlarını ön plana çıkarmak için büyük çaplı bir temizlik yapılmasını önerir. Gitgide birbirlerine yakınlaşırlar ancak aniden bir durumla karşılaşırlar. Kardeş olabilme ihtimalleri vardır. Buna rağmen gerçeklerden kaçmadan hayatlarına devam ederler. Daha sonra savaşın ortasında ve sonrasında, ebeveynlerinin nasıl tanıştıklarını, aşık olduklarını ve yaşadıklarını öğrenirler.

İzleyecek olanlara tavsiyem; Türkçe dublaj izlemeyin. Altyazı iyidir.

Değerlendirecek olursam: Müzikler harika, hikaye desen ona laf yok. 10/10

The Scribblenauts Unlimited İnceleme


Scribblenauts! Son derece şirin bir oyun. Tek yapmanız gereken not defterinize gerçekleşmesini istediğiniz şeyi yazmak ve ta-daam! Ortaya geliyor, hatta kendiniz bile üretebiliyorsunuz. Hayal gücünüzü zorlayan bir oyun. Sadece mantık ve zeka istiyor, e İngilizce de tabii. Bu oyunu oynarken yanınızda ingilizce sözlük bulundurmanızı öneririm.
Oyunun özeti: Edgar ve Julie kaşif oldukları için 42 tane çocuklarına (Maxwell ve Lily dahil) tek tek özel ve sihirli bir hediye verir. Maxwell özel bir not defteri, Lily ise dünyanın her yerine götürebilecek bir büyülü küre alır. Max insanlara yardım edip yıldızlar toplar ve onun görevini biz üstleniyoruz. Çok bulmaca var, mantık da istiyor tabii. Oyunu bitirebilmek isterdim ama bilgisayara format atıldığı için bitiremedim. Değerlendirecek olursam 9/10 diyorum.

The Last of Us İnceleme


Şimdi, nasıl başlasam bilemiyorum... Oyun desem muhteşem, herşeyi harika, grafiğinden tut hikayesine kadar harika. Oyunun sonunda kafam baya bi karıştı, gerçekten çok karıştı çünkü PS3'üm olmadığı için gameplay videolarından izlemek zorunda kaldım, onlar da İngilizce olunca tabii ara sıra çeviri yetmedi. (Türkçe (varsa eğer) gameplay videolarına bakmadığım için kendime kızıyorum) Yine de başları pek anlamayanlara bir özet geçeyim:
Joel, kardeşi olan Tommy ile Texas'da yaşayan bir karakterimiz. Joel (daha adını bilmediğimiz) bir kadınla evlenerek Sarah adlı bir kızı dünyaya getirir. Sonra kadına ne olduğunu bilmiyoruz ama Joel'in Sarah'ı tek başına büyüttüğünü anlayabiliyoruz. Enfeksiyon yayıldığı sırada Tommy evlerine gelerek onları şehirden uzaklaştırmaya çalışır fakat kaza yapar. Oradan uzaklaşmaya çalışırlar, Tommy enfeksiyona yakalanmış insanları öldürmeye çalışırken bir asker Joel ve Sarah'ın gitmesini engeller. Joel gitmek için ısrar ettiği sırada asker ateş açar ve Sarah vurulur. Sarah'ın ölümünden 20 yıl geçer. (Mesela adamı o zamanlar 30 varsaysak şimdi 50 oluyor vay anasını) Koskocaman 20 yıl geçtikten sonra Tess adlı arkadaş çıkagelir. Tess hakkında pek fazla birşey bilmiyorum ama Joel ile aralarında bir ilişki olduğu belli. Robert işini pek fazla anlayamadım ama silahlarını Fireflies'a sattığı için tam gidiyoruz derken Marlene çıkıverir karşımıza. Ellie adlı 14 yaşındaki genç kızımızı Fireflies'a götürmemizi ister ve macera başlar. Bu uzun soluklu macera sırasında Bill, Henry, Sam, Maria, Tommy, David, James, Marlene vs. kişilerle karşılaşıyoruz.
Göz yaşartıcı ve güldüren sahneler oluyor tabi ve bana The Walking Dead'ı hatırlatmıyor değil. Clementine ve  Lee gibi... Oynarken sanki oscar ödüllü bir film izliyormuşsun gibi. Gerçekçilik çok fazla ama şu var, partnerinle düşmanın yakınındayken partner ortalıkla ses çıkartıp takla atabiliyor ama sen bir tıkırtı yaptığında düşman hemen seni görüp ateş ediyor bu biraz kızdırıcı olabiliyor. En sevmediğim Clicker (Türkçesinde nasıl bir isim koydular bilmiyorum) anında öldürüyor yahu.
Neyse son bir değerlendirme yapacak olursam, 10/10 hatta 10 bile yetmiyor bu oyun için.

Önemli Not: Bu aralar şu konu çok arttı: "Ellie, Ellen Page'e esinlenerek yapıldı." Hayır. Hatta Ellen Page Ellie ile karşılaştırılmasını sevmediğini ve zaten Beyond: Two Souls'da Jodie Holmes adlı karakteri canlandırdığını söyledi. Lütfen, araştırmadan önce bilmeden konuşmayalım.

Edit (14 Kasım): The Last of Us DLC: Left Behind geliyor. Riley ile Ellie'nin nasıl tanışıp kaynaştıklarını gösteriyor sanırım.

25 Mayıs 2013 Cumartesi

Journey İnceleme



Bu oyun hakkında tek diyeceğim şey: HA-Rİ-KA! PS3'üm olmamasına rağmen walkthrough videolarını izledim. Ne can var, ne puan var, hiçbir şey yok. Sadece karakter ve macera. Klasik savaşlı, kanlı, zombili, hayatta kalma gibimsi oyunlar gibi değil, daha farklı... Buradaki karakterimizin tek amacı dağın üstündeki ışığa ulaşmak. Hatta başkalarıyla da oynayabilirsiniz. Zıpladıktan sonra süzülmesi çok hoşuma gidiyor. Arkasındaki kuyruk ise enerjisini gösteriyor. Biterse ekraftaki kumaşımsı şeyler size yardım ediyor. Oyundaki her şey kumaş neredeyse. Macera çöllerde, denizin altında, karda, dağda. Oyun sonlarına doğru beni ağlatmayı başardı. Valla yapana helal olsun muhteşem yapmış ellerine sağlık. Oynamak isteyen kesinlike oynasın, bu oyunun adını bile duymayan çok insan var, buna üzülüyorum.

Son değerlendirecek olursam sonsuz puan verebilirim. Grafikler, müzikler, hikayeler harika. Oyunu anlatmaya cümleler bile yetmiyor bazen.

4 Mayıs 2013 Cumartesi

Assassin's Creed İnceleme




Bu oyunu yaklaşık 1-2 ay önce oynadım. Keşke oynadığım zamanlarda entry girseymişim, şu ara hiç bir şey hatırlamıyorum.
Oyunun amacını ve nerelerde geçtiğini bilmeden oynamaya başladım. Milletten "Hohoo, AC serisi muhteşem." diye sesler geliyordu, hadi bende oynayayım da değerlendireyim dedim.
Dikkatimi çeken Türk bayrağı olmasıydı. E nerede geçiyor bilmiyorum, birde insanlar Türkçe konuşuyor, ifadem "Allah'ım bana neler oluyor?" oldu. Araştırınca Selçuklu döneminde geçtiğini anlamış oldum.

Fakat oyunda sıkılmaya başladım, aynı yerlerde aynı görevler. Görev yaptığım yere yeniden gidince bi garip oluyorum ve askerlerin olduğu oralarda gezinirken "Aha orada!" diyerek saldırıya geçiyorlar. Gezmek de yasak arkadaş.
En çok kastığım yer Jerusalem'di, öbürleri eh. At sürmeyi çok severim ben. Hatta atımın adını Sarah Jessica Parker koydum. (Espriyi bilenler anlar)
Animus'tan çıktığımda kıza sarkmıyorum da değil. (Hatta kız olmama rağmen) Fakat o "Sit down pls." dedikçe sinirlerim bozuluyor...

Oyunu değerlendirecek olursam, aslında değerlendiremeyeceğim çünkü oyunu bitiremedim. Bilgisayar o kadar ısınıyor ki üşenmese duman çıkartacak. Sakın grafik kartı düşük olan bilgisayar almayın arkadaşlar, benim gibi çileden çıkabilirsiniz. (Habire kasıyor, bende "Artık yeter!" diyerek oyunu sildim, rahatladım.)

Neyse Skyrim (veya LoL) başlığında görüşmek üzere.

26 Nisan 2013 Cuma

Left 4 Dead 2 İnceleme



Oyunu bitireli haftalar oldu fakat üşengecim ya, anca yazma fırsatı bulabildim.
Önceki oyunundan farkı: müzikleri, karakterleri, enfekteler vb.
Yeni karakterlerden en sevdiğim Ellis oldu. Safe house'a girişinde (ara sıra) anılarını anlatmasına bayılıyorum. (Tabi sözünü kesmeseler iyi olacak)

Yeni enfekteler dışında witchin yürümesi dikkatimi çekti. Yav geçeceğim yere doğru yürüyor, sinir oluyorum.
En sevmediğim enfekte ise Spitter. Oradan zombilerle uğraşıyorum gelmiş tükürüyor, Smoker da nedense hep Spitter ile birlikte geliyor ve o da saldırıyor, bi bitmediniz...

Tank hakkındaki düşüncelerim aynı. Fakat Dark Carnival senaryosundaki müziği çok iyiydi 'One Bad Tank'
(One Bad Man'in tank versiyonu)

DLC olan The Passing hoşuma gitmedi değil. Eski karakterleri de göstermeleri iyi oldu. Ellis'in Zoey'e küçük bir 'crush'ı olduğundan eminim :> (Rochelle'in Francis'e yada :> *tahminim*)

En zor senaryo The Passing ve Dead Center idi benim için. Dead Center hakkında fikirlerimi söyleyemeyeceğim, arkadaşımla server açtım oynayayım dedim (hatta easy'de oynuyorduk), yaklaşık 1 saat 30 dakika sürdü. Her seferinde Tank gelmese iyi olurdu ama neyse.

Bir kaç 'fangirl'lerin Ellis'in şapkası olmadan nasıl göründüğünü merak ettiklerini düşünmüyor değilim, fangirl'leri sevmem ama yine de bi' yardım ediyim dedim:

("OHAA ÇOK BENZİYO!1!" falan demeyin karakterleri örnek modellere göre yapıyorlar ama sesler ayrı maalesef, buradaki Ellis'in modelliğini yapan arkadaşımız Jesy McKinney)

Şimdi istediğiniz kadar burun kanaması geçirebilirsiniz arkadaşlar. Peçeteler benden.

Bu arada modlar çok hoşuma gitti, hatta bir mod yükledim, Jockey üstüne çıktığı zaman Harlem Shake çalıyordu, hem zaten etraftaki zombilerin davranışları sanki dans ediyorlarmış gibi, üstümden çıkmasını istemiyordum o derece.
Modlar ve mapler istiyorsanız buyrun efendim: http://www.l4dmaps.com/l4d2/

10 Nisan 2013 Çarşamba

Left 4 Dead İnceleme



Bu yazımla bloğuma artık geri dönmüş oldum. Sınavlar için kasamadım kendimi bu oyun yüzünden. Korkumdan hep easy'de oynadığım için çabuk bitti oyun :P (Hep easy'de oynamıyorum tabii)
Bu oyunu uzun zamandır biliyorum, kısmet bu yılaymış. Bugüne kadar korktuğum için oynamadım, oyuna ilk başladığım zaman tırstığım için zombi sürüsüne doğru ilerleyemiyordum anca "Fire in the hole!" ile oyalanıyordum. Alışınca artık diplerine doğru gitmeye başladım. Oyunda en sevdiğim karakter Francis, neden çünkü hem komik hem karizmatik. Hatta zombilere vampir dediği yerde çok gülmüştüm o derece. Her şeyden nefret etmesinde kendimi görüyorum. 
Bütün senaryoları bitirdim, 'yeni' DLC olan The Sacrifice'yi bile. Baya bi Achievement açmıştım ama oyunu sildim.
Müzikleri harika. Ama Tank dışında, çünkü başladığı zaman hep ürperiyorum. 'Kodummu oturtturum' sözü en çok Tank'e yakışır, canımın yarısından çoğu vurduğu zaman gidiyor.
Witch hakkında bir şey söylemeyeceğim. Tamam ışığım kapalı, sessizce gidiyorum altta hemen 'You startle the Witch' yazınca... Aha dıtı yedik.
Oyunu sildim ama L4D2 yükledim. son 1 tane senaryo kaldı, onun hakkında da inceleme yaparım artık.

10 Şubat 2013 Pazar

Görüşürüz...

Biliyorsunuz, 2. dönem başlıyor. 1. dönem kendimi çok saldım, 2. dönemde toplamam gerek. "Sınav mı? Hıh, o da neymiş?" modundaydım, artık olmayacağım. Biliyorum blogumda bir sürü yayın yayınlayamadım, aklımda Scribblenauts Unlimited, ZombiU, CoD, Farcry 3, Battlefield vs. vardı... Artık yaza kaldı. Hem 3 ay zaten. Ve... Görüşürüz gençler, kendinize iyi bakın.



































Ano Hi Mita Hana No Namae O Bokutachi Wa Mada Shiranai'den Honma Meiko

Misao İnceleme


Misao... Çok kısa sürmesi beni üzdü. Hatta bitirince 'Bad End' yazması daha da üzdü (Fakat mutlu son da var) Hep kötü sonlar beni bulur zaten. Neyse, oyun Sen'e ait (Mad Father yapımcısı aynı zamanda) Mutlu son alamadığım için pek fazla yorum yapmayacağım. Çünkü her şey oyunun sonunda oluyor.

8 Şubat 2013 Cuma

Mirror's Edge İnceleme


Mirror's Edge! Hayatımda oynadığım oyunların arasında en iyisi olmayı, güzelliğiyle ve yeteneğiyle etkilemeyi başardı. Grafikler ve hikaye güzel fakat benim şu lanet olası netbook olmasa güzel güzel oynayacaktım.

Duvarlara tırmanıyorsun, koşuyorsun, atlıyorsun zıplıyorsun ve oyunu bitiriyorsun. Fakat kötü yanı şu; oyun çabuk bitti. EA "Battlefield 3 bitsin başlarız." falan demiş, e hani?
Oyunun birinci şahıs görünümü dikkatimi çekti, üçüncü şahıs görünümü nasıl olabilir diye düşündüm, YouTube'da şu videoya rastladım. http://www.youtube.com/watch?v=zcz-3paQ26k (gülmekten karnıma ağrılar girdiii...)

Her bob saç kesimi olan insanları gördükçe "Aha Faith!" demeye başladım. Sağol Faith...

Önemli Not: 2. oyunu onaylanmış hadi gözümüz aydın... Hatta tanıtımı yapılacakmış.
DFKGJLSKGLSG NOT: http://youtu.be/s97B97dIpDQ geliyor!!1!!

6 Şubat 2013 Çarşamba

Nonomy


Çok güzel değil mi? Ama bir sorun var... Kız olduğunu mu düşünüyorsunuz? Haha, o kız değil, bir erkek. Genellikle kız anime karakterlerinin cosplay'ini yapan bir erkek. Aslında bu crossplay'e giriyor. Ama çok tatlı ya. Hadi bunun oyun ile ne alakası var diye sorarsanız kendisi Touhou'dan Byakuren Hijiri'nin cosplay (daha doğrusu crossplay)ini yapmış. Ben bi aralar düşünüyordum Byakuren'in cosplayini mi yapsam diye, bunu görünce vazgeçtim.

O değil de benden güzel ;_;

dA: nonomy.deviantart.com

5 Şubat 2013 Salı

Ib İnceleme



Bu oyun... Muhteşem... Hikayesi harika... Valla Mad Father ve Witch's House gibi oyunları gördüm ama... Bu harika. Anlatmayacağım gençler, rahat olun, spoiler olmayacak bunda. Tek bir sözüm var... Garry keşke gerçek olsan...

Not: Bu oyunda mutlu son var, oh be, en sonunda mutlu sonu olan 16-bit korku oyunu...

Mary'e not: Allah belanı versin. *Açık ve net*

Touhou 13.5 ~ Hopeless Masquerade



Yeni bir Touhou! Yeni bir dövüş oyunu! Yeni bir demo! Demo?!

Bilmeyenler için söyleyeyim; bu oyun bir dövüş oyunu *You don't say?* 2 round'dan oluşuyor, eğer berabere kaldıysak 1 round daha ekleniyor. 3 tane oynanılabilen karakterimiz var; Reimu, Marisa ve Ichirin. 2 tane de sahnemiz var. 1. sahnede Remilia, Sakuya, Patchouli, Ran, Yukari ve Chen'in izleyici olmaları dikkatimi çekti. Zaten oyun demo, başka karakterlerde eklenecektir umarım. (Reimu ve Marisa olmasa şaşarım zaten) Ichirin ve Marisa'yı yenemedim ama Reimu'yu yenebildim, hehe.



(Reimu K.O edildiği zaman...)












Oyunda karşınızdaki de sizin seçtiğiniz karakter ile aynı olabilir. (Ama rakibinizin renkleri biraz farklı olacak)

Mesela:



















O değil de grafikleri dikkatimi çekti. Çok güzel yahu. Oyunda rakibinize alttan üstten saldırabiliyorsunuz. Ama yaklaştığınız an vurabilir onu söyleyeyim hehe. 2 oyuncu seçeneği de var, arkadaşınızla da oynayabilirsiniz. *Ama zevkleriniz zıt ise "Üff, çock oynları mı oynysn sn? .s.s" diyebilir.*

Oyun Haziran'da çıkacak diyenler var da pek emin değilim gerçi. Öğrendiğim de editlerim zaten.

Sistem gereksinimleri:
  • Windows XP, Windows Vista, Windows 7
  • Intel Core2Duo2.6GHz
  • VRAM 512MB
  • Pixel Shader 2.0
  • 1GB Memory
  • DirectX 9.0c
  • Minimum 1280 × 720 pixel 
Şaşırmayın 1 GB olduğuna, ben 1-7 oyunlarını yaklaşık 10 GB'a yükledim. Ayrıca Touhou'nun evrimini görmüş oldum. Neyse benden bu kadar Unthinkable Natural Law'da görüşmek üzere.

SÜPER ÜBER NOT: 26 MAYIS'TA GELİYORMUŞ LA!?!
SÜPERLERİN ÖTESİ NOT: ÇIKTIII! SALDIRIIIN!

3 Şubat 2013 Pazar

The Witch's House (Majo no ie) İnceleme



Yine Mad Father gibi, 16-bit RPG oyunu. Fakat bu daha gerilimli yahu, hatta o koskocaman ayıcık neydi öyle. Valla spoiler vereyim mi vermeyeyim mi diye düşünüyorum ama, zaten MF'da yeterince verdim bir daha  spoiler versem kusarsınız hehe. (Ama bunlar daha ağırı)




Ama vazgeçtim vereyim dedim.





Vereyim mi?



Tamam.


Şimdi bizim Viola adında bir kızımız var, kendisi 13 yaşında. Pek başları aklımda değil, o yüzden o kızın hangi akla hizmet o eve girdiğini bilmiyorum. Ama o evin içinde şirin mi şirin bir kara kedimiz var (Calling'deki gibi) hep bize "Yo!" deyip az da olsa bizi güldürürdü.



Ama... Ama... O tatlı kedicik... Neyse bu spoilerı sona saklıyorum. Daha bulmacaları çözüyoz falan bu arada bizi seven bir kurbağa ile tanışıyoruz. Ne tatlı bi şeysin sen öyle <3 Fakat sadistiz tabii, yolumuzda kocaman yılan olduğu ve geçebilmemiz için kurbağayı ona yem olarak veriyoruz ve kurbağa ölüyor. O değil de en çok korktuğum yer Mona Lisa'nın sana doğru gelmesi idi. O ne biçimdi la o_o Neyse dönelim konumuza. Cadının sana bıraktığı notlardan en sonunda "Odama gel." yazısını buluyoruz. Sonra merdivenlerden çıkıyoruz ve kapısının önüne geliyoruz ve o da ne? Yerde yatan bir kedi var, ben onu ilk uyuyor sanmıştım ama gidip baktığında "Bir kedinin cesedi." yazınca... YOK ARTIK YA! Kurbağamızı kaybettik sonra kedimizi. Al işte... Viola en sonunda içeri girer ve Cadının günlüğünü okur, günlükte "Benim hastalığım beni öldürecek. Ve... Ondan bedenini aldım. Onun bedeninde yaşadım. Bu iyi, değil mi? Çünkü biz 'arkadaşız'. O bana bedenini verdi... Çünkü biz 'arkadaşız'. Ve bugün... Biraz daha oynamalıyız. Değil mi? Viola?" diye yazar. O sırada Ellen içeri girer ve Viola'yı kovalar. Viola koşarak evden çıkar ve kurtulur. Önceden (güllerden dolayı) geçemediği yeri kesip geçer, kurtulduğunu sanar fakat kurtulmamıştır. Ellen arkasından gelir. Viola onunla konuşmaya başlar "Ne zamandan beri beni kovalamaya çalışıyorsun? Bu vücudun uzun sürmeyeceğini biliyorsun. Hm? "Geri vermek"? Hayır. Bu beden daha az yaralanıyor. Bunu bana ilk yerde vermiştin, neden geri vereyim ki? Doğru... Viola? Bana karşı üzgündün. Yatağımdan hareket edemiyordum. İşte bu yüzden bedenlerimizi takas ettim. Sadece bir gün için?.. Hehe, bunu söylediğimden eminim... Benim gücümle bana tuzak kurunca şaşırdım... Fakat işe yaramadı. Yine de bu benim evim değil mi? Beni yakında hiç öldürmeyecek. Her zaman ben yönlendirdim bu evi. Ve kaçmayı sağladım. *çömer* Hala ölmedin mi? Azmini alkışlamam gerek. Ha, bu olabilir... Baban hakkında endişelendin değil mi? Bunu biliyorum, sen ve baban, Viola. Birbirine yakın 2 kişiden oluşan aile. Bu anılar senin bedeninde kaldı. O nazik adam. Avcı, değil mi? Ve hatta sana mektup yolladı, ne kadar iyi bir baba. Öyleyse, sen gittiğinde neler olacağı hakkında endişelendin herhalde? İyi olacak, Viola'nın sevgisini vereceğim. Ve onun sevgisini alacağım... Bu yüzden-" Viola'nın babası gelir "Viola? Viola?! İyi misin?! Yaralandın mı? *Çakma Viola yanına gelir* N-Ne?! Neden... *Gerçek Viola babasına doğru gelir* U-Uzak dur, canavar!" der ve Viola'yı öldürür. Dİ END.

Aklı karışanlar için: Şimdi bizim bi cadımız var (Ellen) öyle cins bir evde oturan, o ölümcül bir hastalığa yakalanmış ve bedeninden ayrı kalmak zorunda kalmış. Bu salak Viola ise onun arkadaşıymış, ona üzüldüğü için bedenini 1 günlüğüne takas etmiş. Bu cadımız da 1 güne doyamamış hep o bedende kalmış. Viola'yı yani eski bedenini görmek için yeniden evine gitmiş uğraşmış falan. Yani bizim oynadığımız karakter aslında cadıydı. Gerçek Viola ise Ellen'ın bedenindeydi. (Aslında beden demeyelim tek kafası) Bizim salak cadı inat etti vermedi bedenini, babasına öldürttü Viola'yı. Ne biçim oyun ya bu, ama güzel hikayesi var, fakat şöyle kötü sonla bitmeseniz?!

Neyse bi fanart buldum, züper.


29 Ocak 2013 Salı

Snow Miku 2013

Günaydın gençler! İyisinizdir umarım? Valla ne bileyim çok canım sıkıldı. Biraz da 'random' yazılar yazmam hakkım değil mi?


Snow Miku'nun ilk çıktığı günlerde fanart olduğunu sanmıştım ama PD modeli ve figürler falan çıkınca ortalık karıştı. "Oh be iyiki de fanart değilmiş!" dedim. Hatta rüyamda figürüne sahip olduğumu gördüm. (Anca rüyalarımda zaten) Cuteness Overload!

Hatsune Miku Project Diva


Project Diva'nın tüm oyunlarını oynamışlığım vardır taa ki F çıkana kadar... Hadi çıktın kardeşim de, niye PS Vita? 700 TL... Öeh. 1 kuruşum bile yok vay anasını sayın seyirciler... Emulatorde falan oynarım da oyunu aramak can sıkıcı. Bir de yeni çıktı...
Ben Project Diva serisinde ilk Extend'i oynamaya başladığım için öbürlerini oynarken attan inip eşşeğe binmiş gibi oldum. Hatta o 1. oyunda oynarken kasıldım. Birde emulatorde oynamak eziyet. Neyseki 3 oyununda bütün şarkılarını bitirdim. (So much win) Project Diva F'i de seneye oynayacağım gibime geliyor... Of.

28 Ocak 2013 Pazartesi

Kendini 'Otaku' Sananlar



Bunların çoğu weeaboo ve noob'lardan (newbie) oluşuyor. Bi One Piece, Naruto ve Bleach üçlüsünü izledi diye otaku çıkıyor... Vay arkadaş. Arkadaşlar anime çizgi dizidir lütfen sakin olun.

Neyse yazdım rahatladım.

CLANNAD İnceleme


Sırf oyun incelemesi yapacak değilim ya? Heh, anime inceleyeyim biraz.


Clannad... Şu anime... Hayatımı değiştirdin be! Hikayesi harika, her şeyi harika... Hiç bir kusuru yok benim için. Hele After Story... Beni bebek gibi ağlatmıştı. Millet, eğer duygusalsanız izleyin, duygusal değilseniz siz yine de izleyin çünkü eninde sonunda ağlayacaksınız. Hehe... Animeyi ilk izlemeye başladığım zamanlar Dango Daikazoku'yu rahatça söyleyebiliyordum, ama şimdi ağlayarak. 1000 kere izlesem 1000 kere ağlarım. Yeni sezon isteeriz!

Tomb Raider




Lara'm... Canım benim... Seni küçüklüğümden beri seviyorum. Last Revelation oynarken Werner Von Croy çok rahat olduğu için "ADAM Bİ DUR BE!" diye bağırıp arkasından gitmek için neredeyse tuşları bozduğum anları özledim. Hatta o ilk baştaki dikenli yer neydi ya öyle, birden çıkıyor falan. En son oynadığım gün Var Mısın Yok Musun yarışmasının ilk çıktığı günlerdi. Sonra oyun açılmadı, yükleyemedi... Yıllarca kurmakla uğraştım (İki tane vardı, öbürü Chronicles'dı sanırım.) Last Revelation'da ya da Chronicles'da bir tane kurt bölümü vardı. Kurtları öldürmek için babamı çağırıyordum baba sen öldür ben korkuyorum diye. Yıl oldu 2008, oyun raflarına baktım Underworld! Aha dedim Tomb Raider geri döndü diye. Fakat çok pahalıydı, alamadım. Yıl oldu 2012, Media Markt'da oyun raflarını (yine) dolaşırken Tomb Raider Anniversary'nin 10 TL'ye indiğini gördüm (normalde 20 TL idi) hem yanımda param vardı, hemen alıverdim. Sonra indim D&R'a, LEVEL bulma ümidiyle dergilere bakarken buldum ve dosya konusu Tomb Raider idi. Ne kadar sevindim anlatamam... Hem yanında kocaman poster de vermişler. Eve gitmek için can atmıştım hem oynarım, hem duvara asarım, hem okurum diye. Önceki aldığım LEVEL'a baktım (Ocak 2011) onda da vardı! Posterlerim arttı diye çığlık atacak kadar mutlu oldum. Kopardım resimlerini, astım mis gibi dolabıma, öbür büyük olanını da duvarıma astım. Odam renklendi birden...

Fotoğraflar:

















Fakat beni üzen tek şey var... Neden Lara'yı bu kadar değiştirmişler? Büyüme ve Gelişme yaş olarak ortalama 0-70'e kadardır, ama bunlar 70-0'a yapmışlar. Biraz güzelleştireyim derken gençleştirmişsiniz yahu... Karşımda sanki yetişkin bir bayan değil de, genç bir kız var. Yapmayın ya... Hadi emeğe saygı ama eski Lara'yı özledim ben. Hadi onu geçtim bari seslendirmesi Keeley olsaymış... Neyse alamayacağımı bildiğime rağmen bekliyorum. İnsan bekliyor işte...


Edit: Sırf Tomb Raider var diye (bide TWD) LEVEL'ın Şubat sayısını aldım, almaz olaymışım dedim. Bir sayfa yazmışlar sadece. Zaten sayfanın yarısı resimler, artık göre göre böğ gelmiş olan resimler.

The Slender Man İnceleme



O bir efsane! O bir kral! O bir Slender Man!!!!

Bu oyunda biliyorsunuz zaten alıyonuz el fenerini, diyonuz ailenize "Hasta la Windows 7" çıkıyonuz ormana. (Gerçekten hep bu espriyi yapmak istemişimdir, Windows 7...)

Bu oyunun amacı veriyorlar eline el fenerini diyorlar "Bul bakalım 8 tane sayfayı, fakat Slender'a yakalanmadan, bwa-ha-ha-ha!" diyerek bizi ormana yolluyorlar. Ben oyunu 2 kere oynayabildim, her ikisinde de Slender'a denk gelmedim çünkü ses duyunca hemen oyunu kapatıyorum. O cırcır böceği mi nedir sinirlerimi bozmayı başardı...

The Haunt'a baktım. Peh, o ne len. Tamam grafikler coşmuş da, bari tek orman olsaymış be abi. O ev olmasaymış... LEVEL okurken Slender Man Arrival'ın çıkacağı ve paralı olacağı yazıyordu. Şimdi bilgim yok çıkıp çıkmadımı. Kesinlikle Haunt ile aynı olur. Yazıyorum bak... *Araştırmaya üşendi*

Edit: Beta çıktı!! Saldırıın!
Edit2: Full çıktı!! Ama kısa sürüyor yav.

Mad Father Anlatım




BOL SPOILER İÇERİR!! 
           Yiyene afiyet olsun...



Mad Father, ücretsiz bir 16-bit RPG oyunu. (Witch's House gibi)

Oyunda Aya Darvis adlı bir kızımız var ve kendisi ana karakterimizdir. Annesi ölmüştür ve babasıyla birlikte yaşamak zorunda kalmıştır. Babası bilim adamıdır ve ne yaptığı belli olmayan bir işle meşguldür. Yanında asistanı Maria vardır ve onunla bir ilişki yaşar. Annesi ölmeden önce bunu öğrenir ve içeri girer... (Bu bölümü sona saklıyorum hoho) Aya bunu bilmesine rağmen yine de ona ve Maria'ya iyi davranır. (Ben olsam çekip gitmiştim valla) Yatağında yatarken babasının laboratuvarından sesler gelir, Aya bunu merak eder ve laboratuvara gitmek için odasından çıkar. O anda duvarda ve yerde kan izlerinin kendisine doğru geldiğini görür, kaçmaya çalışır fakat kaçamaz çünkü canavar mı zombi mi ne olduğu belli olmayan yaratık onu tutar. Aya en sonunda ondan kaçarak odasına girer. Ne olup bittiğini anlayamamaktadır, cesaretini toplayarak laboratuvara doğru yol alır. Aya bu arada zombilerle uğraşır didinir en sonunda babasının laboratuvarın koridoruna gelir ama ne yazık ki acayip bir biçimdeki yaratık onun geçmesini engeller. Aya'da çakmağı yakıp onlara atar ve onlar da yanarak ölür. (Problem?) Laboratuvara girer ve babasını bulamaz (Ama bi yerde ama nerde olduğunu hatırlamıyorum da annesinin babasını kaçırdığı bir sahne var da işte hatırlayamıyorum yav) Aya babasını kurtarmak için harekete geçer. Bu sırada Slenderman'a benzeyen bir adamla tanışır. Nereden geldiği belli olmayan bu adam boş boş konuşur. (Vaktimizi çaldın be adam!) Aya bu sefer bir gözü bağlı çocukla tanışır (Adı Dio (fakat fanları koydu bu adı, çünkü bi adı olmadığı için)) Konuşurlar, Dio onu korumak için güvenli bir yere götürmeye çalışır fakat yapamaz çünkü Maria onu bıçaklar. NE YAPTIN BE KADIN!? "Sizi korumak benim görevimdir." diyo bide!1!1 Salak şey, yine sinirlendim. Aya'nın yerinde olsaydım çakardım valla (Neyse konu dışına çıktım) Aya yoluna döner (kebap) maceralara devam eder. En sonunda Aya yolun sonuna gelir ve bir kara delik görür. Slenderman gelir ve bu kara deliğin annesine ve babasına gideceğini söyler sonra bir su verir. Bu su babamızı kurtaracak olan bir sudur. Aya en sonunda kara deliğe girer ve başka dünyaya gider. Burada annesi ve babasıyla karşılaşır. Annesi ona babasını yanında götüreceğini söyler. Aya bağırır "Niye götürüyn be slk .s.s Bencl şy .s.s.s" der. Aklına Slenderman'in dediği şeyler gelir ve size iki şık sunar; biri "Babayı kurtarmak" ikincisi "Annenin dilediğini yapmak"

Bu iki şıktan "Babayı kurtarmak" seçince babayı alıyonuz geri dönüyorsunuz. Annesi hayalet olarak Aya'nın yanına gelir ve "Sana doğruları göstereceğim." der ve eski anılara gönderir. Aya geldiğinde bir hayalet olduğunu ve laboratuvarın önünde olduğunu anlar. Babası aslen insanları oyuncak bebeğe dönüşmesini sağlayan ve onların güzelliklerini sonsuza dek saklayan bir bilim adamıdır. Bu sırada Aya babasını ve Maria'nın konuşmasını dinler ve babasının kendisini bir bebeğe dönüştüreceğini öğrenir. O sırada annesi kapıya gelir ve konuşmaları dinler. Ne olup bitenleri öğrenir ve içeriye girer. Babasıyla annesi tartışır ve artık dayanamayarak annesini öldürür (Çünkü Aya'nın öğrenmemesi için) Maria bu olayda donakalır ve onu canlandırmaya çalışır fakat umutsuz vaka... Babası Maria'ya Aya'nın öğrenmemesini tembih eder ve zaten büyüyünce öğreneceğini söyler. Aya bunları izlerken annesinin haklı olduğunu ve babasının kendisini öldürmeye çalıştığını anlar fakat artık çok geçtir. Gerçek hayata döner (kebap) ve babasının uyandığını farkeder. Babasından uzaklaşır ve kaçmaya çalışır. Babası elektrikli testeresini çıkarır (höy anasını neresinden çıkardı onu?!) ve Aya'yı yakalamaya çalışır. Aya ondan kaçarken babasının"Ayaaaa... Doko ni iru kanaaa?" diye seslendiğini duyar (Burada adam "Neredesin?" diyor. İyiki de Japoncam var ldshjskldg) Aya cesetlerin olduğu yere girer ve boş olan bir yatağa yatarak üstünü örtü ile örter. Bu arada Maria Aya'yı yakalayıp babasına vermek için aramaya girmiştir fakat Aya'yı bulamaz. Babası içeri girer ve Maria ona Aya'yı bulamadığını ve çok üzgün olduğunu söyler, adam da "Bİ İŞE YARAMIYON BE!" diyerek onu keser. (Bravo!) Babası gittiğinde Aya çıkar ve Maria'yı iyileştirmek için yardım eder. (Ama etmezsek babası bizi bulup bebek yapar ve kötü son olur.) Onu alıp giderken Maria düşer. "Beni boşver, sen git." der ve uzaklaşmasını söyler. Aya en sonunda bir odaya girer ama çıkamaz. En sonunda babası gelip ona "Bak burada güzel bebekler var. Ben bunu senin iyiliğin için yapıyorum. Bebek olduğunda hangi kıyafeti istersin?" diye sorar. Aya bunu reddedince babası tam ona saldıracakken Maria gelir ve ona bir kaç bıçak atar. YAŞA BE MARIA! İLK DEFA Bİ İŞE YARADIN! Aya Maria'ya sarılır ama o anda babası yeniden ayağa kalkar ve tam testeresini kaldıracakken Dio onu öldürür. Prensim!! Aya, Maria, Dio oradan çıkar ve Dio onlara "Ben bu evi yakacağım, siz çıkın." der ve evi yakar. Evde kalacağını sanmıştım fakat kalmadı, heh-he! O sırada Slenderman gelip o adamı alıp çıkar. Aya artık büyür ve doktor olur. İnsanlara yardım ettiği eve bir kız gelir ve ona kendisini iyileştirmesini rica eder. Aya "Olur." diyerek yatağa uzanmasını söyler. Aya kızın gözlerini farkeder ve "Ne kadar güzel gözlerin var." der. Bu sırada Maria başka odada "Ne kadar iyi. Aynı babası gibi... Doktor." Yani buradan anlıyoruz ki Aya babası gibi insanları bebeğe çevirmeye başlamış. O ettiği iltifat da boşuna değil.

Eğer "Annenin dilediğini yapmak" seçersek bu sefer annesi babasını alıp götürür ve koskoca evde yalnız kalır. Aya Maria ile karşılaşır ve ona "Eğer gitmek için bi yerin varsa , git." der. Maria gitmez ve Aya'yı vurarak bayıltır. Onu alıp laboratuvara götürür ve onu yatağa yatırır. "Ben doktorun yapmak istediği şeyi yapacağım." der ve Aya'yı bebeğe çevirir.


BOŞUNA UĞRAŞMAYIN GENÇLER BU OYUNUN İYİ SONU YOK!

Bu arada...

Mad Father oyuncuları bir fanart yapmış. Bu bölümde Maria'nın Dio'yu bıçakladığı sahneyi çizmişler.











Höpüloöbolöoüböolülblhül.... Çok güzel ya.

The Walking Dead İncelemesi


Hayatımda gördüğüm en müthiş oyun! Grafiği, hikayesi, oynanışı harika! Tek kötü yanı bir kaç bölümün kısa sürede bitmesi.

Oyunun başlangıcında Lee ile tanışıyoruz. Kendisi cinayet (sanırım) işlediği için hapise götürülürken arabanın önüne birden biri çıkınca polis direksiyonu kırar ve ormana savrulur. Bundan sonra hikaye başlar... Boş bir evde birilerini bulmak ümidiyle evin içinde dolaşır ve bir telsizden ses gelir. Clementine onu ağaç evine çağırmaktadır. Lee Clementine ile tanışıp bir  sürü maceraya atılırlar. Fazla spoiler vermeyeyim en iyisi ben. Oyun 5 bölümden oluşuyor. Korkunç değil ama gerilimi fazla. Walkthrough'ları izlerken koltuğa yapıştığım oldu. Beni en ağlatan bölümü 5. bölüm oldu. Böyle bir son olmaz olsun! 2. sezonu büyük bir ümitle bekliyorum. İnşallah ilk oyunundan daha uzun olur.

Edit: Hadi gözümüz aydın, 2. sezon geliyor 17 Aralıkta ^^ (hiç bu kadar mutlu olmamıştım)

Neden PewDiePie?



Neden PewDiePie? Çünkü kendisini Kasım 2011'den beri izliyorum. Esprileri, kız gibi attığı çığlıkları hoşuma gidiyor. Hem oynadığı oyunu bende oynamış oluyorum. Hatta onun sesi çok güzeldir. (Bi ara kulaklarım kanadı ama neyse, kulaklığımda az kalsın bozulacaktı)

Örnek: http://www.youtube.com/watch?v=sfokm_tB_Us
1:21-1:25 favorim.

Kendisinin YouTube channel'ı: http://www.youtube.com/user/PewDiePie

Bongcheon-Dong Ghost sayesinde tanıdım onu... Sonra Calling, Amnesia falan...

Adı Felix Arvid Ulf Kjellberg kendisi İsveçli 24 yaşında ve takma ismi Pew! yani lazer, die ölüm, pie dilim adlamına gelir. Zaten anlatıyor bu videoda http://www.youtube.com/watch?v=JOn_3txklwE ve burada https://www.youtube.com/watch?v=Kj-68mx4We4

King of The Web yarışmasına katıldı. O zamanlar canlı yayın yapınca hep istiyordu gençler oylayın falan diye, bende en fazla 20 oy vermişimdir kendisine. WhatDaFuq Show ile bayağı bi yarıştı, sonra kendisi kazandı. Kazandığı parayla soyu tükenecek olan kaplanlara bağışladı. (Zaten yarışmanın amacı oydu)

"I'm just a guy from sweden who likes to laugh and make other people laugh. Sharing gaming moments on youtube with my bros! Why not join us?" diye bir girişi de vardır kendisinin. Video açılışında "How's it going bros, my name is Peeeewdiepie!" kapanışında “Like and favorite if you've enjoyed, subscribe to become a bro today, and I'll see you on the next episode of whatever I make. Love you bros, BYE!” zor bir şeyle karşılaşırsa "For Lady Gaga!" Happy Wheels'da takla atınca "Frontflip!", "Backflip!" der.

Onu izleyen fanlarına 'Bro' der bu arada.
Kendisinin en büyük düşmanı varillerdir. Evet, yanlış değil. Bir çok korku oyununda (ilk başta Amnesia'da) variller ile karşılaşınca "Barrels!" diye bağırarak ya tekmeler yada vurar. Hatta Amnesia izlerken bağırınca yerimden hopluyorum.

Kendisi Amnesia'daki canavarın adını 'Bro' koymuştur ve "Come at me Bro!" sözüyle de ünlüdür. En iyi dostu adını 'Stephano' koyduğu küçük bir altın renginde süstür. Etrafta gezinirken onu yanına alır ve bir yere atlayacak olursa ilk önce onu atar. (O kadar iyi bir dost) Başka adlandırdığı şey Jennifer yani taşlar, öbürüde domuz onun adı da 'Piggie'.

Oynadığı oyunların arasında en sevdiğim Siren'dı. Güzel oyunda ama acayipti. Happy Wheels serisini çok severim hatta. 



Neden Tobuscus, TmarTn, TheRadBrad izlemiyorsun?

Çünkü, nedense izlerken sıkılıyorum. (Ama sıkılmakta TmarTn'i saymıyorum) Tobuscus pek cana yakın gelmiyor benim için. (Zevkler ve renkler farklıdır diyorum) 

iJustine'i saymıyorum bu arada.

Yeni blog!

Merhaba yeni blog! En sonunda artık hep yazacağım bir blog oluşturduğum için mutluyum.

Bu blogda oyun incelemeleri, anlatımlar, gerekirse şarkı çevirilerimi koyacağım. Yayınlarımı okuyan arkadaşlara şimdiden teşekkür ederim ^^