24 Mart 2014 Pazartesi

Noragami İnceleme


İzlediğim en güzel animelerden biri. Hikayesi muhteşem, gayet de sürükleyici. Yato ve Yukine'nin  seiyuuları (seslendirmenleri) Shingeki no Kyojin'deki Levi ve Eren olması şahsen beni çok mutlu etti, o ikiliye bayılıyordum zaten :D Animenin kısa sürmesi kötü oldu, ama kısa ve öz olup da sıkıcı olmamasından iyidir. Bir yandan kahkahaya boğan, bir yandan göz yaşartan, bir yandan da gerilten bir anime, müthiş diyorum başka bir şey demiyorum. Mangası hala devam ediyormuş sanırım, iyi bari sezonun devam etme garantisi var ^^ en geç 2015 sonlarına doğru çıkar, ama ben bekleyemem diyorsanız mangayı okuyun derim. OP ve ED'ini hiç geçmediğim tek animedir bu arada. Yato'ya bayıldım, hele o yaptığı yüz ifadeleri muhteşem :D Nora acayip derecede sinir bozucu, fakat Kill la Kill'deki Harime Nui'den daha sinir bozucu olamaz (Nui'nin OST'si güzel ama (Kill la Kill incelemesi de yapmış oluyorum bu arada heuhehue (o yakında))) finali çok güzeldi, insanı merakta bırakacak bir final değildi en azından, Shingeki no Kyojin gibi. (of ne biçim finaldi o ama) eğer kısa ve sürükleyici bir anime izlemek istiyorsanız, Noragami izleyin derim, 3. bölümünden beri takip ettim ve değdi de.

28 Ocak 2014 Salı

Bir Oyun-sever'in Günlüğü 1 Yaşında!

Valla ne desem bilemiyorum... Blogum en sonunda 1 seneye atlattı, pek bir şey yazamadım ama :P Madem yaştan bahsediyoruz, nostalji yapalım biraz, ne dersiniz?

Age of Empires II


Hayatımın oyunu. Köylü yetiştir, ağaç kes, maden topla, ticaret yap, asker çıkar onları savaştır, geçimi sağla, denizlere açıl, çağ atlat. Pek güzel köy yapamazdım ama hep yenme hırsım olurdu, yenilince tekrar başlardım yine de yenerdim. Savaşma anına girince geriliyor insan, her bir yerde çatışma çıkıyor nereye asker göndereceğini anlamıyorsun ama yine de eğlenceli. Bu aralar nisan ayında çıkan HD versiyonunu oynuyorum, hatta oynuyoruz babamla, müthiş bir nostalji. O değil de bir hile keşfettim, 'how do you turn this on' , sıkıldığında ona bir köyü yağmalatabiliyorsun ve bir araba yapıyor bunu, ilk gördüğümde kahkahalara boğulmuştum, niye önceden keşfetmedim ki? 'i love the monkey head' ise kolay keşfetmeye yarıyor, sanırım. Pek anlamadım ama ölmesi de bi garip, bom diye patlıyor.

Tomb Raider 4: The Last Revelations


Bayılırdım bu oyuna. İlk Tomb Raider oyunumdu, ya da Chronicles'dı pek hatırlamıyorum. Van Croy (kısacası hain derim ben ona) onun konuşmalarını takmayıp hep oradan oraya zıplayıp dururdum. Geberip dururdum, ama yine de severdim. En son 2007'de oynamıştım, yeniden yüklemeyi düşünüyorum. Oyun hakkında bilgilerim pek aklıma gelmiyor hatırladıkça yazarım artık :D









GTA: Vice City


Efsane oyunumdu, bayılırdım buna. Fakat oyunun sonuna bir türlü gelemedim, bi tane mafyalı görev vardı hep orada takılıyordu sinir oluyordum, belki başınıza gelmiştir. En sevdiğim görevi Albay'ın kızı Mercedes'i bir yere bırakmaktı, fakat o kızda bir şey vardı harbi, neyse. Alışveriş merkezlerine girip 'fannymagnet' yazmak benim için eğlenceydi. Hatta mavili kızı zar zor peşime takıyordum, onu takmaya çalıştığım kadar erkekler peşime düşüyordu 'nedense'. Sahile gidip deniz fenerine çıkıp oradan atlamaya çalışıyordum, hatta denizin kıyısında az bi yamaç var, kızlar peşimdeyken atlıyordum onlar da salak gibi bana eşlik ediyorlardı. Öldürmeyi severdim, Malibu Club'a girip milleti firethrower ile yakıyordum, sahnede dans eden polisleri de. Şu alışveriş merkezinin terasında uçak yarışı mı ne vardı, hayatta beceremezdim onu. Sahilde de vardı araba yarışı, ne sinir olurdum. 'seaways' yazıp arabamla başka şehirlere giderdim, bi ara havaalanı gibi bi yer vardı, hep uçaklara binmeyi denemişimdir. Oyunda en sevmediğim şey denizde yüzememekti. E kardeşim o kadar yakıp yıkıyorsun, polisleri gebertiyorsun, tekne sürüyorsun bi yüzmeyi bilmiyorsun kardeşim? Kurtlar Vadisi yaması muhteşemdi, pek zevk alamıyorsun ama severdim yine de.

The Mummy

Pek beceremezdim ama emulatörümde oynamayı en sevdiğim oyunlarımdan biriydi. Hepsinin ayrı güçleri vardı yanlış hatırlamıyorsam, çünkü baya oldu oynamayalı. Bir bölüm vardı ki, hiç geçemezdim orayı. Sadece hazinelerden topla paraları ve eşyaları o kadar :D ama bayılırdım oynamaya. Akrepleri hiç sevmezdim, birden çıkıyorlar karşına, ellerim titrerdi gördüğümde. Karakteri istediğin zaman değiştirebiliyordun, çağırma olayı yok, bi tuşa basıp hemen hop değişiyorlardı (kadını sevdiğim için hep onu oynardım hehe)









Superman: Countdown to Apokolips

Muhteşem oyun ya, istersen yürü, istersen uç, gözlerinden lazerle milleti öldür (tabi tutturabilirsen), araba fırlat, millete yardım et falan bayılırdım ya. İlk boss'u hiç sevmezdim, cidden. Müzikler bazen çok acayip kulağını tırmalıyor, çoğunlukla sesi kısıp oynuyordum. Fakat iyiydi ya, harbi. Trenin üstündeki insanları öldürmek çok çok kolay oluyordu en sevdiğim bölüm orasıydı.












Incredible Hulk

En sevdiğim GBA oyunu desem yeridir. Oyunda yıkıp dökmek ön planda, hatta askerlere varilleri atıp duruyordum. Millet ara sıra vurduğunda uçuyordu, ahah bir vuruşla ölüyorlardı hemen. Sıkıldığımda yıkmadığım bir yer kalmazdı, ister yatak, masa, duvar, cam vb. hatta 2 kişi veya daha fazla öldürünce SUPER SMASH! oluyordu hatırladığım kadarıyla. Müziği hala aklımda. Bi ara askerlerin üstüne doğru koşuşu Left 4 Dead 2'deki Charger'ı hatırlatmıyor değil, önüne geleni süpürüyor tabi duvara da çarpıyor :D Ama bir profesör dövemedim hala.








Hatırlayabildiğim bu kadar, Sonic ve Warblade'i de eklemeyi düşünüyorum yakın zamanda. Tabi tek bunlarla kısıtlı değil diğer oyunları da eklerim, yardımınız beni mutlu eder.