30 Ekim 2013 Çarşamba
BEYOND: Two Souls İnceleme
Böyle bir muhteşem oyuna nasıl bir cümleye başlasam diye uzun süre düşündüm, ve hala bulamadım çünkü oyunu anlatmaya kelimeler yetmez gerçekten hayatımda gördüğüm en güzel oyun. Tam bir film tadında, yerinde dram, yerinde macera, yerinde gerilim.
Oyunun yapımcıları Quantic Dream, aynı zamanda Heavy Rain yapımcılarıdır. Karakterler Ellen Page (Jodie), Willem Defoe (Nathan), Kadeem Hardison (Cole) ve Eric Winter (Ryan) tarafından canlandırılmaktadır.
Oyunun konusuna giriş yapayım: Aiden adlı bir ruh ya da varlığa sahip olan Jodie'nin 8 ile 23 yaşları arasındaki hayatı geçmektedir. Bu süre boyunca anılarını hatırlar ve Aiden'ın neyin nesi olduğunu anlar. (Hatta elimde çok sağlam spoilerlar var ama neyse acıdım şimdi) Nathan Dawkins, Jodie'nin güçlerini analiz eden bir bilim adamı, Cole ise n'abıyo işte Nathan'ın yanında durup böylesine paranormal bir şeyi izliyor, mehehe paranormal aktiviteleri araştıran hükümet yetkilisi kendisi. Zaten oyunun yapımcısı oyunu oynadıktan sonra neler olduğu anlaşılacağını söylemişti, benden bu kadar.
Zaten Ellen Page'in koyu bir hayranıyım, bu oyunu uzun zamandır bekliyordum, oyun tam beklediğim gibiydi ve beklediğime de değdi. Oyunu nasıl yaptıkları ile ilgili videoları da var, o videolardan bayağı bir etkilenmiştim, abi, emeğe bakar mısın? Muhteşem emek sarf etmişler. Oyunu izlerken (maalesef ki PS3'üm olmadığı için izlemek zorunda kaldım) şu oyunları çağrıştırdı bana: Heavy Rain (tabii ki), Fahrenreit, Last of Us ve Tomb Raider film olarak Carrie.
Valla ne desem bilemiyorum, gönül isterdi ki uzun bir yazı yazmayı, ama yazmayı düşündüğüm şeyler hep spoiler, o yüzden oynamanızı öneririm. Hep İngilizce gameplay videolarını izlemiştim, oyunun sonlarına doğru İngilizcem felç geçirdi, bakıyorum yazılara, çeviremiyorum yav. Türkçe gameplay'lere bakmaya üşenmesem iyi olacak.
Her neyse değerlendirecek olursam güzel oyundu, grafiklerde en ince detayına kadar yapmışlar helal olsun, hikaye olağanüstü güzel, müzikler harika. 9999999/10
27 Ekim 2013 Pazar
Outlast İnceleme
Selam gençler, bu sefer korku oyunu ile karşınızdayım. Biraz geç oldu hatta çok geç oldu çünkü üşendim yazmaya. :P
Oyundaki karakterimizin adı Miles, gazeteciyiz sanırım anladığım kadarıyla. Kimsenin gitmeye cesaret bile edemediği bir yere gidiyoruz. Neler olduğunu çözmeye çalışıyoruz falan ama çözmeyeydik eyiydi.
Oyunu oynamadım ama izledim. İzlememe rağmen oturduğum sandalyede gerilmekten başka bir şey yapmadım. E abi zamanında Amnesia'dan daha korkunç bir survival horror olamaz demiştim, şimdi sözümü geri alıyorum.
Hikaye, ses, grafik ve müzikler muhteşem. Oynanış harika. Ama kameranın pili bitmesi kadar gıcık bir şey görmedim oyunda.
Birden gelmeleri çok acayip zıplatıyor. Adamın nefes alıp vermesi zaten tehlikenin yakın olduğunu hissettiriyor.
Oyunun sonu acayipti la, gerçekten. Spoiler veresim var ama acıdım şimdi oynamayanlar vardır içimizde yazıktır günahtır.
Derecelendirmem: 10/10
29 Eylül 2013 Pazar
Twitter!
Selam gençler! Nasılsınız? İyisinizdir umarım. Yeni Twitter hesabı açmış bulunmaktayım bana buradan ulaşabilirsiniz ^^
https://twitter.com/LouisetheSlayer
20 Eylül 2013 Cuma
The Elder Scrolls V : Skyrim
6 ay sonra en sonunda bu yazıyı yayınlayabiliyorum, çünkü oyun bittikten sonra inceleme yapılır, halbuki bu bitmiyor! 6 aydır aydır bitirmeye çalışıyorum ama görev verdikçe veriyorlar nasıl bir iş bu?
Neyse inceleyecem olursam muhteşem gerçekten muhteşem. Adamlar bi oyun için dil üretiyorlar işe bakar mısın? Uzun ve güzel senaryolu olup tut grafiğine kadar harika zaten. Ta ki bir gay evliliği yapana kadar... Evet, yanlış anlamadınız herhangi bi sexchange yapmadan karakterimi bir erkekle evlendirdim. Ki bilmiyordum ki Skyrim'de evliliğin olduğunu, birde erkek ile erkek evlenince kafam karıştı tabi. Evlendirdiğim NPC Onmund. Onunla Winterhold'da tanışmıştım. Bakıyorum bunlar "I'm interesting with you." falan diyolar. Sanırım büyü dilencek dedim, meğersem evlenmek içinmiş. Yok artık dedim ve büyük şoku yaşadım yav benim Dragonborn yoksa?!.. Sonra gittim ev tuttum eşyaları yerleştirdim falan, gittim Onmund'a "Hadi taşınıyoz." dedim taşındık yeni evimize. İlk evimiz Honeyside, sonraları Breezehome, Proudspire Manor, Hjerim ve Vlindrel Hall. Görünüşe göre bütün evleri almışım hehe. Artık bu gay evliliği sürmez dedim, showracemenu'yü keşfettim, karakterimi kıza çevirdim. Fakat hala Onmund'dan ayrılsam mı ayrılmasam mı diye karar veremedim. Birde gittim evlendiğim yere, ayrılma diye bir şey yok, öldürmem lazım. Ama kıyamadım tabii, 3 aylık sevgilimi neden öldüreyim? Tabi sonra kodlarla boşanmayı keşfettim, çok da iyi oldu, Onmund'dan boşanıp Argis (Markarth'daki housecarl) ile evlendim. Ana hikayeyi bitirdikten sonra mod yüklemeye başladım hile yaptım o yüzden pek fazla level atlayamadım ama en çok Archery kastım ok ve yay ile aram çok iyidir çünkü. Lockpick'i ise Thieves Guild sayesinde yükselttim. Two-handed pek fazla kullanamam, çünkü basılı tuttuğunda çok yavaş öldürüyor fazla damage vermesine rağmen. One-handed tercih ediyorum. Bu arada ben oyuna başlarken hiçbir fikrim yoktu bu oyunun konusu ne falan diye. Şimdi söyleyeceklerim oynamayanlar için (belki) spoiler olabilir o yüzden şimdiden uyarayım. Ben oyuna başladığımda dediğim gibi hiç bilgim yoktu Stormcloack'lar isyan çıkarıyormuş ben de onlara yardım ediyormuşum bunu son zamanlara doğru anladım. Yeniden Imperial'e dönmek istedim ama dönüşü yok artık bunun çok geç. Ulfric High King'i öldürdükten sonra nasıl hala Jarl olarak kalıyor anlamıyorum, idam edilecekti, ejderhaya şükretsin o. Ejderha demişken en sevdiğim ejderha Odahviing. Onu çağırmayı çok seviyorum, ölmesi imkansız olsa da korkuyorum ölecek diye, o derece seviyorum. Paarthurnax'ı da severim. En sevdiğim shout... Ehem, neydi yav? Whirlwind Sprint sanırım, süper hızlı gidiyorsun falan. Sevdiğim karakter Brynjolf, sesi süper ama sorry lass demese daha iyi olacak. (Bugda kaldı sanırım) Modlarla tanışalı oyunu baya bi güzelleştirdim, ama bilgisayar donanımım çok kötü 5-10 fps ile anca oynuyorum. Daha yazacağım çok şey vardı, sonra eklerim diye düşünüyorum. Oyun bitince editlerim zaten.
5 Temmuz 2013 Cuma
From Up on Poppy Hill (Kokuriko-Zaka Kara) İnceleme
Tek oyun incelemesi yapacak değilim ya? Pfft.
Bu anime filmi... Muhteşem... Studio Ghibli zaten hep ağlatmıştır beni. Film çok karmakarışık bir konu içeriyor, her şey birbirine karışıyor ama sonunda hepsi ortaya çıkıyor. Böyle filmlere bayılıyorum ben.
Konusu: 1963 yılında Yokohama'da limana hakim olan tepedeki evde konaklayan Umi adında bir kızı anlatıyor. Umi, her gün "İyi seferler dilerim." adlı bayrağı denize karşı dikiyordu. 17 yaşındaki bir çocuk, Shun, bir romorkörle okula giderken her zaman bu bayrağı görüyordu. Gelecek yıl yapılacak olan Tokyo Olimpiyatları için yapılan hazırlıklarda, insanlar eski olan her şeyi yok ediyor ve sadece yeni şeylerin görkemine inanıyorlardı. Bu sıralarda Yokohoma'da bir lisede küçük bir mücadele meydana geldi. Kültür kulubünün Quarter Latin lakaplı binası eskiydi ama aynı zamanda tarih ve hatıralarla doluydu. Yıkılmalı mıydı yoksa korunmalı mı? Bu olanların tam ortasında Umi ve Shun karşılaşırlar. Shun binanın korunmasını isteyen öğrencilere itiraz eder. Umi binanın güzel yanlarını ön plana çıkarmak için büyük çaplı bir temizlik yapılmasını önerir. Gitgide birbirlerine yakınlaşırlar ancak aniden bir durumla karşılaşırlar. Kardeş olabilme ihtimalleri vardır. Buna rağmen gerçeklerden kaçmadan hayatlarına devam ederler. Daha sonra savaşın ortasında ve sonrasında, ebeveynlerinin nasıl tanıştıklarını, aşık olduklarını ve yaşadıklarını öğrenirler.
İzleyecek olanlara tavsiyem; Türkçe dublaj izlemeyin. Altyazı iyidir.
Değerlendirecek olursam: Müzikler harika, hikaye desen ona laf yok. 10/10
The Scribblenauts Unlimited İnceleme
Scribblenauts! Son derece şirin bir oyun. Tek yapmanız gereken not defterinize gerçekleşmesini istediğiniz şeyi yazmak ve ta-daam! Ortaya geliyor, hatta kendiniz bile üretebiliyorsunuz. Hayal gücünüzü zorlayan bir oyun. Sadece mantık ve zeka istiyor, e İngilizce de tabii. Bu oyunu oynarken yanınızda ingilizce sözlük bulundurmanızı öneririm.
Oyunun özeti: Edgar ve Julie kaşif oldukları için 42 tane çocuklarına (Maxwell ve Lily dahil) tek tek özel ve sihirli bir hediye verir. Maxwell özel bir not defteri, Lily ise dünyanın her yerine götürebilecek bir büyülü küre alır. Max insanlara yardım edip yıldızlar toplar ve onun görevini biz üstleniyoruz. Çok bulmaca var, mantık da istiyor tabii. Oyunu bitirebilmek isterdim ama bilgisayara format atıldığı için bitiremedim. Değerlendirecek olursam 9/10 diyorum.
The Last of Us İnceleme
Şimdi, nasıl başlasam bilemiyorum... Oyun desem muhteşem, herşeyi harika, grafiğinden tut hikayesine kadar harika. Oyunun sonunda kafam baya bi karıştı, gerçekten çok karıştı çünkü PS3'üm olmadığı için gameplay videolarından izlemek zorunda kaldım, onlar da İngilizce olunca tabii ara sıra çeviri yetmedi. (Türkçe (varsa eğer) gameplay videolarına bakmadığım için kendime kızıyorum) Yine de başları pek anlamayanlara bir özet geçeyim:
Joel, kardeşi olan Tommy ile Texas'da yaşayan bir karakterimiz. Joel (daha adını bilmediğimiz) bir kadınla evlenerek Sarah adlı bir kızı dünyaya getirir. Sonra kadına ne olduğunu bilmiyoruz ama Joel'in Sarah'ı tek başına büyüttüğünü anlayabiliyoruz. Enfeksiyon yayıldığı sırada Tommy evlerine gelerek onları şehirden uzaklaştırmaya çalışır fakat kaza yapar. Oradan uzaklaşmaya çalışırlar, Tommy enfeksiyona yakalanmış insanları öldürmeye çalışırken bir asker Joel ve Sarah'ın gitmesini engeller. Joel gitmek için ısrar ettiği sırada asker ateş açar ve Sarah vurulur. Sarah'ın ölümünden 20 yıl geçer. (Mesela adamı o zamanlar 30 varsaysak şimdi 50 oluyor vay anasını) Koskocaman 20 yıl geçtikten sonra Tess adlı arkadaş çıkagelir. Tess hakkında pek fazla birşey bilmiyorum ama Joel ile aralarında bir ilişki olduğu belli. Robert işini pek fazla anlayamadım ama silahlarını Fireflies'a sattığı için tam gidiyoruz derken Marlene çıkıverir karşımıza. Ellie adlı 14 yaşındaki genç kızımızı Fireflies'a götürmemizi ister ve macera başlar. Bu uzun soluklu macera sırasında Bill, Henry, Sam, Maria, Tommy, David, James, Marlene vs. kişilerle karşılaşıyoruz.
Göz yaşartıcı ve güldüren sahneler oluyor tabi ve bana The Walking Dead'ı hatırlatmıyor değil. Clementine ve Lee gibi... Oynarken sanki oscar ödüllü bir film izliyormuşsun gibi. Gerçekçilik çok fazla ama şu var, partnerinle düşmanın yakınındayken partner ortalıkla ses çıkartıp takla atabiliyor ama sen bir tıkırtı yaptığında düşman hemen seni görüp ateş ediyor bu biraz kızdırıcı olabiliyor. En sevmediğim Clicker (Türkçesinde nasıl bir isim koydular bilmiyorum) anında öldürüyor yahu.
Neyse son bir değerlendirme yapacak olursam, 10/10 hatta 10 bile yetmiyor bu oyun için.
Önemli Not: Bu aralar şu konu çok arttı: "Ellie, Ellen Page'e esinlenerek yapıldı." Hayır. Hatta Ellen Page Ellie ile karşılaştırılmasını sevmediğini ve zaten Beyond: Two Souls'da Jodie Holmes adlı karakteri canlandırdığını söyledi. Lütfen, araştırmadan önce bilmeden konuşmayalım.
Edit (14 Kasım): The Last of Us DLC: Left Behind geliyor. Riley ile Ellie'nin nasıl tanışıp kaynaştıklarını gösteriyor sanırım.
Etiketler:
inceleme,
Last of Us,
review,
the,
türkçe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


